Menü Maçka Haber
Osman Konak

Osman Konak

Tarih: 08.03.2026 16:08

Zihni Konak

Facebook Twitter Linked-in

Zihni Konak 

Emekli Bankacı

Sarıkamış’ta ölen (1914) Zülüfoğlu (Algan) Şahbender'in en küçük kızı Hatice ile aynı Cephe’den ağır hasta olarak dönen Konak Ömer’in en büyük oğlu Ahmet’in ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. 

İlk çocukları Alaettin 3 aylık iken ölmüştü. 1936’da doğmasına rağmen nüfusa 1935 doğumlu olarak kaydedildi. 5 yaşında iken çok ciddi bir tifo hastalığı geçirdi. Anlatılanlara göre bir an öldüğünü zannetmişler. Dede Konak Ömer evdekilere “öldü, gelin ağlayın” demiş. Ölenler için ağlayarak ağıt yakmak bir görev olarak kabul edilirdi o zamanlar. Ancak; öldü zannedilen çocuk yaşamaya devam etti. 

Baba Konak Ahmet oğlunu okutmak istemiş. Zihni Konak da çok istekli imiş ama bir şekilde ortaokul öğrenimini son sınıfta iken terk etti.

 Askere gidinceye kadar Maçka’da babasının işlettiği bakkal dükkânında çalıştı. Yazları dedesi Konak Ömer’in yanında yaylacılık da yaptı. 1955 yılında resmi olarak 20, aslında 19 yaşında iken askere gitti. 

Askere gitmeden önce dayısının kızı Bedriye ile nişanlandı. Birbirlerine "sevdalıymışlar". Sevdalık hikayeleri aile içerisinde hala konuşulur. Askere gidince baba Konak Ahmet Eleşa'da, kendisine ait Rumlardan kalma evin yanında yine Rumlardan kalan ve o güne kadar “merek” olarak kullanılan metruk binayı restore edip bir oda, salon ve banyo yaptırır. Geri kalan kısmını oğlu askerden dönünceye kadar tamamlamayı planlıyormuş.

 Anlatılanlara göre oğlunun evlendikten sona ayrı oturmasını, kendi yuvasını kurmasını istiyormuş. Ama işler planlandığı gibi gitmez. Zihni Konak askerde iken baba Konak Ahmet hastalanır. Ansızın ortaya çıkan amansız hastalığın tedavisi yoktur. Toplam 3,5 ay süren bir hastalık döneminden sonra 29 Kasım 1956’da, henüz 45 yaşında iken hayata gözlerini yumar. 

Zihni Konak babasının cenazesine katılamadı. Ama izin kullanmaksızın toplam 18 ay askerlikten sonra erken terhis edildi ve babanın olmadığı “baba ocağına” döndü. Henüz 21 yaşında bile değildi. Askerde iken şoförlük öğrendi. Şoför olarak çalışmak istiyordu. O dönemde ekonomik durumu oldukça iyi olan en küçük amcası (Koreli) Muhammet Konak’ın yönlendirmesi ve referansı ile Ziraat Bankasında memur olarak işe başladı. Muhammet Konak 1950’de Kore Savaşına katıldığı için “Koreli” lakabı ile tanınıyordu. Memurluğa başlayabilmesi için 7 ay ücret almaksızın bir eğitimden geçmesi gerekiyordu. Eğitimini tamamladı, memurluğu onaylandı. 

1958 yılı şubat ayında evlendi. Aileden ayrılmamaya, aileye sahip çıkmaya karar verdi. Ailenin başına geçti, 11 kardeşin en büyüğü olarak ailenin “babası” oldu. Eşi Bedriye de aileye katıldı, kayınvalidesi ve aynı zamanda halası Hatice'nin yanında büyük sorumluluklar üstlendi. 1958 yılı 4 Aralık’ta ilk çocukları Alaettin doğdu. İkinci çocuk Haluk Nisan 1960’ta, üçüncüsü Lütfiye 1961’de, en küçük çocuk Arzu 10 yıl sonra 1971’de doğacaktı. 

Zihni Konak’ın ailesi hakkındaki hayalleri çok sonra fark edildi. Okula başlama yaşı geçmeyen kardeşlerini okutmayı, topluma bilgili, aydın insanlar kazandırmayı hedeflemişti. Baba öldüğünde; kendisinden sonra gelen 4 kız kardeşi, sırasıyla; Bedriye (19), Kadriye (17), Nevcihan (15) ve Ayşe (13) okula gönderilmemişlerdi. O zamanlar Maçka’da ailelerin çoğunluğu kızlarını okula göndermiyordu. Zamanın eğitimli insanları hatta öğretmenleri bile kızlarını okula ya hiç göndermediler ya da ilkokul üçüncü sınıfa kadar gönderdiler. İlkokuldan diploma alanlar da var tabii. Kızların ilkokul sonrası eğitime devam etmeleri için ise zamana ihtiyaç vardı, istisnalar hariç. 

Baba Konak Ahmet hastalığı sırasında kızlarını okula göndermemekle hata yaptığını söylemiş karısı Hatice’ye. Zihni Konak’ın daha küçük kardeşlerine gelince, Neşat (11) ve Nejdet (8) ilkokulda okuyorlardı. Nevin (6), Köksal (5) Nejla (2) ise henüz okul çağına gelmemişlerdi. En küçük kardeşi babanın ölümünden yaklaşık 3 ay sonra 24 Şubat 1957’de doğacaktı. Adını Ahmet koymak istemiş ama en küçük amcası Koreli Muhammet Konak’ın isteği üzerine Dede ve Babanın adları Ömer Ahmet uygun görülmüş. 

Zihni Konak'ın okutmayı hedeflediği "öğrenci” sayısı az değildi: 6 kardeşi ve elbette daha sonra doğacak kendi 3 çocuğu toplam 9 kişi. Çok sonra aileye katılan Arzu ile birlikte 10 kişi. Aile geçimini babadan kalan, Maçka koşullarında hatırı sayılı genişlikte, biri “mezere” olarak adlandırılan Livara olmak üzere Kulindağı ve Şolma yaylalarında toplam 4 ayrı yayla evi kullanılarak hayvancılık; Maçka merkez sınırları içerisinde de yaklaşık 30 dönüm civarındaki tarlalarda çiftçilik yaparak sağlamaya devam etti. Baba Konak Ahmet yaylacılık ve çiftçiliğin yanında kereste işi yapıyordu. Ölümüyle kerestecilikten sağlanan gelir son bulmuştu. Tarlalarda fındık, buğday, mısır fasulye ve patates yetiştiriliyordu. Ailenin "bir arada yaşama” dönemi işin doğası gereği çok uzun sürmedi. 

Okuyanların en büyüğü Neşat Trabzon Lisesi’nde yatılı okumaya başladı. En büyük kız kardeşi Bedriye 1963’te evlendi. Birer yıl arayla iki kız kardeşi daha, Kadriye 1964 ve Nevcihan 1965 yıllarında evlenerek evden ayrıldılar. 

Zihni Konak önce Rize’ye, bir yıl sonra Trabzon’a Ziraat Bankasının merkez şubesine tayin edildi. Trabzon’un Yenicuma Mahallesinde ev kiraladı. Emekli oluncaya kadar Trabzon’da çalıştı, yaşadı. Yenicuma mahallesinde çok ev değiştirdi ama bu mahalleden ayrılmadı. Ailenin yaşam biçimi de hızla değişti. Yaylacılık ve hayvancılık işleri azaldı. Kız kardeşlerinden Ayşe’nin Şubat 1970’te evlenmesiyle yaylacılık tamamen sonlandırıldı. En son yaylacılık yılı 1969’dur. O yıl Şolma yaylasında yol yapılır, Zihni Konak Şolma’ya yol yapılmasında etkin rol oynar. Aynı süreçte mısır ve buğday tarlaları fındıklıklara dönüştürüldü. Zihni Konak deyim yerinde ise ailede "eğitim seferberliği" başlattı ve sürdürdü. Ev bir nevi “etüt merkezi” gibiydi. Bilenlerin bildiklerini bilmeyenlere öğrettiği; vaktiyle okula gönderilmeyen ablalara küçük kardeşlerin okuma yazma dersi verdiği bir “eğitim merkezi” gibi idi. 

Ana Hatice ise baba evinde Latin alfabesini ve okuma yazmayı Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Jet Öğretmen” olarak görevlendirilen ağabeyi Osman Algan’dan öğrenmişti. Ailedeki “eğitim seferberliği” okullardaki öğretmenler, aileyi tanıyanlar ve geniş aile tarafından ilgiyle izlendi, takdir edildi, örnek olarak gösterildi ve destek gördü. Zihni Konak okuyan herkesle çok yakından ilgilenirdi. Kimin hangi sınavdan kaç aldığını bilirdi. Bütünlemeye, hatta sınıfta kalanlar da olurdu. Böyle durumlarda bile motive etmeye devam eder eksikliklerin tamamlanması gerektiğine dikkat çeker; "hedef üniversitedir" derdi. Sadece bütünlemeye veya sınıfta kalanlara değil tabii. 

Çok başarılı olanlara da yön gösterip destek olurdu. Örneğin, okuyanların ilki Neşat çok başarılı; planlı programlı bir öğrenci idi. Ortaokuldan sonra hem yatılı öğretmen okulu, hem de yatılı lise sınavlarını kazanır. Aklında ve gönlünde üniversite okumak vardı ama üniversitenin yolu liseden geçiyordu. Çevreden öğretmen olsa hayata erken atılır telkinlerine rağmen Zihni Konak "hedefin lise ve üniversite olmalıdır" der. Neşat liseyi bitirdikten sonra üniversiteye giriş sınavından yüksek puan alır. Aynı zamanda eğitim enstitüsü sınavını da kazanır. Zihni Konak yine devreye girer, "eğitim enstitüsü mülakat sınavına girmene gerek yok, üniversitede sevdiğin bölümü oku" der. Koşullar ne olursa olsun "önce eğitim" hedefinden hiç taviz vermez. Böyle bir süreçte Maçka’da ortaokulu bitiren kardeşleri lise veya öğretmen okulu için Trabzon'a, Zihni Konak’ın evine taşındı. Sadece en küçük kardeşi ortaokulu bitirdiği yıl Maçka’da lise açıldığı (1971) için liseyi de Maçka’da okudu. 

Evet... Zihni Konak, büyük hayalleri olan, sorumluluk duygusu yüksek, risk almaktan çekinmeyen, girişimci, mücadeleden vaz geçmeyen, gözünü daldan budaktan sakınmayan, “deli- dolu”, çok erken öfkelenen ama öfkesi çok kısa süren biriydi. Kin tutmaz, kırdığı insanların gönlünü alırdı, almak için çaba gösterirdi. 

Dedesine ve babasına hayran, anasına çok bağlı idi. Aile ve ülke tarihi ile çok ilgiliydi. Okumayı ve araştırmayı sever; özellikle mani türünde şiir yazardı. "Keyifli" olduğu zamanlarda sözleri kendisine ait manilerini sevdiği makamlarda türkü olarak söyler, türküsünü babadan kalma (ruhsatlı) mavzerin sesine atıfta bulunarak “Tak-Dum” diyerek sonlandırırdı. Halk dilinde “mavzer çift patlar” sözünü baba Konak Ahmet’in çok kullandığını söylerdi. Yani “Tak-Dum” derken babasına atıfta bulunduğunu ima ederdi. 

Bir de eğlence ortamlarında çok güzel horon oynardı. Siyasetle her zaman çok yakından ilgilendi. Tartışmasız bir yurtseverdi. 1960’lı yılların sonlarında evde zamanın Akşam gazetesinin “Taş” adlı köşesinde yazan Çetin Altan’ın yazılarını bazen ev halkına sesli okurdu. 12 Mart döneminden sonra, Ecevitçi oldu ve hep Ecevitçi olarak kaldı. Çok eleştirdiği hatta öfkelendiği zamanlar oldu ama Ecevit’ten vaz geçmedi. 

Atatürk’ü siyaset üstü bir lider olarak gördü. Atatürk onun gözünde bir “dahi” idi. Özellikle bilime verdiği öneme dikkat çekerdi. Hedeflerine ulaşabildi mi? Kesinlikle evet. Okutmayı hedeflediği 6 kardeşi ve dört çocuğunun hepsi okudu. Okuyan kardeşlerinin en büyüğü Neşat, Konak(oğlu) ailesinde ilk doktora yapan; oğlu Haluk ise ilk profesör olan kişilerdir. Aile üyeleri sadece “okul başarısı” ile yetinmediler. İlgilendikleri spor ve farklı sanat dallarında başarılı örnekler verdiler. Örneğin, kardeşlerinden Köksal grekoromen güreş dalında milli forma giyip Türkiye’yi Avrupa’da temsil etti. Zihni Konak’ın başlattığı "eğitim seferberliği" sonraki kuşaklara da yansıdı doğal olarak. Yeğenleri ve torunları da eğitime çok önem verdiler, başarılı oldular, olmaya devam ediyorlar. 

Bu süreç çok kolay olmadı tabii. İlk ağır darbe sürecin ilk yıllarında geldi. En büyük kız kardeşi Bedriye’nin evlendikten 3 ay sonra ölümü (1963) atlatılması zor bir travma oldu. Zihni Konak manilerinde kız kardeşi Bedriye için “şehit verdim” diye yazar. Ama aileyi bir arada tutmak için çok çaba harcar. Maddi sıkıntıları aşmak ise hiç kolay olmadı. Fakirliği bütün aile yaşadı, hissetti. Sonuçta dededen kalan ortak arazilerin satılmasından alınan payların yanında babadan kalan tarlalardan biri satıldı. Annenin (Hatice) babasından kalan yerleri büyük dayıya (Mehmet Algan’a) satıldı. Bu “satıştan” alınan paradan Zihni Konak hiçbir zaman memnun olmadı ama anasına karşı çık(a)madı. Anası ile dayısının arasına girmek istemedi. 

Ziraat Bankasında devlet memuru olmasından dolayı anası ve bakıma muhtaç bütün kardeşleri onun sorumluluğunda sağlık sigortasından yararlandı. Sigortadan yararlanma hakkı okuyanlar için öğrenim süresince devam etti. Bu olanak ailenin sağlık sorunları için bir “can simidi” oldu. 

1970’lerin ikinci yarısına gelindiğinde okuyan 5 kardeşi okullarını bitirip öğretmen, yüksek mühendis ve memur olarak hayata atılmışlardı. En küçük kardeşi ve oğulları üniversite ve yüksek okulda okuyorlardı. Büyük kızı lisede küçüğü ilkokuldaydı. Zihni Konak “eğitim seferberliği” sürecini tamamlamak için yılları sayıyordu. 

Gelecek günlerin daha da güzel olacağına inanıyordu. Güzel hayaller kuruyordu. Ancak; ülkede siyaset gittikçe çirkinleşiyordu. MC Hükûmetleri dönemi başlamıştı. Zihni Konak bu dönemde Tüm Memurlar Birleşme ve Dayanışma Derneği’nin Trabzon şubesinde (TÜM-DER) aktifti. Geniş bir çevresi vardı. Toplumda tanınan, sevilen, sayılan bir kanaat önderiydi. Ecevitçi idi ama devrimcilerin okuyan ve sorumluluk alan özelliklerini takdir ediyordu. 

12 Eylül'de (1980) Askeri Cunta dönemi başlar. Cuntanın baskısı tüm ülkede olduğu gibi Maçka’da da yaşanır. Zihni Konak ve ailesi de çok zor günler geçirir. Aranan en küçük kardeşi için çok sık karakola çağrılır. Göz altına da alınır. Çok geçmeden emekliliğe zorlanır, Samsun'a sürgün edilir, karşı çıkınca emekli edilir. Ciddi bir hak kaybına uğrar. Pes etmez! Emeklilik ikramiyesiyle Skoda- pikap bir araba alır, bu arabayla yazları sebze kışları hamsi-balık satıcılığına başlar. Siyasetten kopmaz. Cuntanın 1982 Anayasası denilen ucube dokümanın halk oylamasında açıktan "ret" oyu vereceğini söyler ve dediği gibi yapar. Devamında Cunta bazı siyasi partilerin kurulmasına müsaade eder. Bazılarını veto eder. Eski siyasi partileri kapatır, yöneticilerine siyaset yasağı getirir. 

Müsaade edilen partilerden biri Necdet Calp başkanlığındaki Halkçı Partidir (HP). Zihni Konak bu partiye girer, Maçka İlçe Başkanlığını kurar ve İlçe Başkanı olur. Genel Başkan Necdet Calp'ın Trabzon'da 1'inci sıradan milletvekili adaylığını kabul etmez ama HP ilk seçimde Trabzon'dan bir milletvekili çıkarır. Yerel Seçimlerde HP’den Maçka Belediye Başkan adayı olur, kazanamaz. Ecevit’in yasaklı olması nedeniyle eşi Rahşan Ecevit tarafından Demokratik Sol Parti (DSP) kurulur (1985). Zihni Konak Partinin Maçka İlçe Başkanı olur. Rahşan Ecevit ile pek anlaşamaz ama sabreder.1989 yılında bu defa DSP’den Maçka Belediye Başkan adayı olarak seçime girer ama yine kazanamaz. Bu süreçte arabasını satar. 

1983'ten itibaren Spor toto bayiliği yapar bir süre. Sonra belediyenin dere kenarında yaptırdığı dükkanlardan birini kiralayarak şehirlerarası otobüs yolculuğu hizmeti veren bir firmanın bayiliğini üstlenir. Daha sonra bu dükkanı "kendin pişir kendin ye" adlı bir esnaf lokantasında çevirir. Dere kenarında doğa kuralları hesaba katılmadan yapılan dükkanlar 1990 yılındaki büyük sel felaketinde yok olur. Zihni Konak'ın lokantasındaki bütün eşya ve mutfak malzemeleri de yok olur. Zihni Konak ondan sonra başka iş yapmaz. Bütün enerjisini DSP'ye verir. Siyaset yasağı kaldırılan Ecevit’in DSP Genel Başkanı olmasından çok mutlu olur. İlk yıllarda pek başarılı olmasa da sonraki yıllarda, Başbakan Yardımcısı sonra Başbakan olan Ecevit Zihni Konak'ın yeniden daha güzel günlerin geleceğine olan umudunu arttırır. Mutlu olur. 

Sürgünde olan en küçük kardeşi 9 Temmuz 1997 tarihinde tekrar Türkiye’ye gelebilir. İktidarda Ecevit vardır. O gece kardeşine “hayatımın en mutlu anını yaşıyorum” der. Sonraki yıllarda sağlığı bozulur. Sağlığına dikkat etmeyen bir özelliği vardı. Ecevit hükümetinin düşmesinden sonra da aktif siyaseti bıraktı. Trabzon’daki ev düzenini hiç bozmadı. Ama çocuklarıyla Maçka Eleşa’da yaptırdığı evde kalmayı tercih etti çoğu zaman. Kardeşleri ise hep birlikte onun evin yanında bir ev yaptırdılar. Ailece yılın belirli günlerinde bir araya geldiler, geliyorlar. Rumlardan kalan ve Baba Konak Ahmet’in yaşam alanına dönüştürdüğü ev ise koruma altındadır. Zihni Konak 22 Eylül 2008’de hayata veda etti. 

Aile; evlerinin ve arazilerin yönetimini kendi aralarında oluşturdukları Eleşa Konak Ahmet Toplu Yapı Yönetimi (TYY)adlı "yasal bir organizasyonla" yönetiyorlar. Zihni Konak da böyle isterdi mutlaka! 2025’te başlatılan Eleşa Konak Ahmet TYY Kültür şenliklerinin sürekli kılınması düşünülüyor. 

Özetle; “Zihni Konak kimdir” sorusunun yanıtını, yine Maçka’nın yetiştirdiği bilge, aydın ve devrimci öğretmen Suat Erden'in sözü ile tarihe not düşelim: 

“Zihni Konak bir Ekol’dür.” 

Zihni Konak’ın manilerinden bir örnek: 

Vay seni Zihni Konak 

On kardeşin lideri 

Çekerim çilesini 

Küçük yaşımdan beri 

"Tak- Dum" 

Kaynak kişi: Ömer Ahmet Konak


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —