Rüya Gibi Uçan Yıllar
Elli yaşını geçen herkesin başucu şarkısı gibidir. Çok fazla bilgim olmasa da saz, söz, makam üçlemindeki Türkiye'nin önemli eserlerinden biridir sanıyorum. İlk dinlendiğinde önce şarkıyı söyleyene "Ne yapıyorsun sen?" sorusunu soruyorsunuz. Akabinde "Böyle şarkı söylenir mi?" diye sormak istiyor içinden insan. Tüylerinizin diken diken olmama ihtimali yok sanırım.
Bir arkadaşım "Ben teslim oluyorum!" deyip şarkıyı içeren cd'nin imha edilmesi ile sonuçlanan bir sürece girerdim şarkıyı dinlediğimde. Sonra bayağı uzun bir süre dinleyemezdim. Ama sonra bir şekilde bir yerde yüzleşir, kıpırdayamazdım. "Kesseler, kanım akmaz!" modunda öyle dinlerim, hiç bitmeyecekmiş gibi. Anlayacağınız "Yoğurdu üflettirir adama!" derdi bu şarkı için.
Annem bu şarkıyı dinledikten sonra "Hayatı sorgulamama vesile olan şarkılardan biridir" deyip arkasından söylemeye başlardı. Şimdi daha iyi anlıyorum, onu; zira çok doğruydu dediği. Belli bir yaştan sonra dinlendiğinde insanda hayatı sorgulama düşüncesinin fitilini yakan bir kibrit gibi oluyor bu şarkı!
Şarkının güftesini yazan Rüştü Şardağ, babasının alay kâtibi olarak görev yaptığı sırada 1915 yılında Halep'te dünyaya geldi. Otuz beş yaşında geldiği İzmir'de altın çağını yaşadı, büyük hizmetler verdi. 1950 yılında İzmir Belediyesi yazı işleri müdürü, 1967 yılında teftiş kurulu başkanı oldu. Belediye başkan yardımcılığına kadar yükseldikten sonra belediyeden emekli oldu.
Fransızca, Farsça, biraz da Arapça bilen Şardağ, çeşitli dergi ve gazetelerde sanat ve edebiyatla ilgili yazılar yayınladı. 1950 yılında hizmete giren İzmir Radyosu'nun kurucularındandır. Kurulduğu yıllarda iki yıl kadar ücretsiz hizmet gördü, aynı kuruluşta sonradan idareci oldu. Artık İzmir’de çok bilinen ve tanınan bir şahsiyet olmuştu.
1983'te teklif edilen milletvekili adaylığını kabul etti ve İzmir Milletvekili seçildi. Ancak ne yazık ki milletvekilliğinde umduğunu bulamadığı için kısa bir süre sonra istifa ederek bağımsız milletvekili olarak hayatına devam etti.
Şimdi gelelim şarkının hikayesine. Günlerden bir gün halını hatırını sormak için yanına çok sevdiği bir arkadaşı gelir. Arkadaşı masanın üstünde sarı gülleri görünce:
"Üstat bu sarı gül sevdandan hiç vazgeçmedin! Bu güller yüzünden kırmızı güllere ve karanfillere hep ayrı baktın!"
"Evet, doğru diyorsun; biraz öyle oldu. Ancak bu tür takıntılar her insanda yok mu?"
"Var mı üstat?"
"Olmaz mı? Mesala sen kumral güzelleri hep çok sevdiğini söylemez misin?"
"Üstat ne alakası var Allah aşkına!"
"Çok alakası var. Kumral güzeller yüzünden beyaz tenli güzelleri hiç görmediğini sohbetlerde söyleyen sen değil misin?"
"Evet üstat, galiba doğru diyorsun! Şimdi aklım başıma geldi, ama olan da oldu."
"Bir gözümüzü açtık dünyaya ve zaman rüya gibi uçtu gitti! Neler yaşadık neler! Şimdi "Durun!" desek yılları durdurmak mümkün mü? Hesap sorabilir miyiz yaptıklarımıza? O güzelim günleri maalesef kaybettik! Benim ne işim vardı bu siyasette? Hiç sevemedim bu siyaseti hiç!"
"Üzülme be üstat; bırakırsın olur biter!"
"Evet, ama kaybettiğim yıllar ne olacak?"
"Hangimiz kaybetmedik ki! Sen az önce demedin mi "rüya gibi geçti yıllar!" diye. Bu yılları da öyle düşüneceksin! Yılların bize hesap da soramayacağına göre yapacak bir şey yok!"
Sohbet uzadıkça uzamıştı. Bir süre sonra arkadaşı izin isteyerek yanından ayrıldı. Üstat bu sohbetten çok etkilenmiş ve geçen konuşmayı beyninde tekrarlamaya başlamıştı. Masanın üstünde duran sarı güllere uzun uzun baktı. içinden sarı gülü sevmesini ve sarıya neden aşık olduğunu bulmaya çalışıyordu. Bir taraftan da arkadaşının dedikleri aklına geliyor, sarı sevdasından ötürü diğer renklere haksızlık yaptığını düşünüyordu!
Her şeyi zaman varken yapmak gerek; hem de sıcağı sıcağına! Geciktirilmiş sözler, askıya alınmış hayaller, ertelenmiş itiraflar, gerçekleştirilmeyen buluşmalar... Bir gün hepsi size pişmanlık olarak geri dönmeden önce ve henüz vakit varken yazması gerektiğini düşündü. Birden beyninde sıraya giren mısralar ağzından çıkmaya başladığında masanın üstünde bulunan kalemi aldı ve yazmaya başladı.
Rüya gibi uçan yıllar biraz durun, durun biraz
Kaybolan günlerim için hesap sorun, sorun biraz
Güzel bir kumral uğruna küstüm esmer beyazlara
Bu akılsız garip başa şimdi vurun, vurun biraz
Kalemi bıraktığında bu güfte ortaya çıkmıştı. Uzun uzun bu mısralara bakarak geçen yılların bir insanın zamanını nasıl basitçe öldüreceğini ve bu arada değerli bir insanın zamanını nasıl kazanacağını düşündü. Yılların kötü şekilde kullanıldığında hesap soracak olmasını çok istemişti mısraları yazarken. O günün en güzel hadisesi bu mısralar olmuştu üstat için.
Bir gün arkadaşı olan Avni Anıl’la karşılaştığında çantasından çıkardığı bu güfteyi ona uzattı.
"Üstat bu güfteyi bestelemeni istiyorum!"
"Hay hay üstadım! Üzerinde çalışır size bilgi veririm." dedikten iki hafta sonra, Avni Anıl güfteyi hicaz makamında besteleyerek bu eşsiz şarkının ortaya çıkmasını sağladı. İlk seslendiren de Necip Karakaya olmuştur.
Üstat Rüştü Şardağ, İzmir'de 27 Kasım 1994'te vefat etti. Narlıdere Mezarlığı'nda yatmaktadır. Mekanı cennet olsun!