GÜLE GÜLE TEYZOŞ
Teyze anne yarısıdır derler! Derler de, doğru derler. Her iki teyzeme de teyzoş derdim. Birini yıllar önce kaybettim. Diğerini de, geçen hafta ebediyete yolcu ettik.
Her birinin dünya serüveni vakitlerinin gelmesiyle son buldu. Peşi sıra yalancı dünyadan göçüp gittiler.
Annem, teyzelerim ve dayım birbirlerine çok tutkundular.
Aralarında ne kavga olurdu, ne de tartışma. Ancak birbirlerine küserlerdi. Ta ki, diğerinin telefon açmasına yada gelmesine kadar.
Aralarına hiç kimse giremezdi. Hiç kimseyi de, haklarında konuşturtmazdı. Birileri dayıma söz diyecek olsa, annem sustururdu. Anneme biri söz diyecek olsa, teyzem sustururdu.
Yani dört kardeşe hiç kimse söz diyemezdi. Ha, kendi aralarında küslük yaparlardı. Ama bu küslük sadece dördü arasında olur, yine dördü arasında çözüme kavuşurdu.
Dini bayramlar, bizim evde bir başka geçerdi. O zamanlar teyzem ve dayım Trabzon’da ikamet ederdi.
Yine bir Ramazan bayramıydı. Nazmiye teyzoş, eşi ve çocuklarıyla birlikte arife günü bize geldi.
O zamanlar günlük gazeteler yayınlanmazdı. Sadece bayram gazeteleri yayınlanırdı.
Bayram namazından sonra çarşıya gidenler bayram gazetesiyle eve döndü. Gazeteye herkes uzandı ancak gazeteyi almak Nazmiye teyzoşa nasip oldu.
Kurulan kahvaltı masanın başında oturur. Önce gazeteyi güzelcene gözden geçirir. Soğuyan çayını el yordamıyla bulup birkaç yudum içti.
Annem gazeteyi almak için teyzoşa bir şey sorup, sonra da gazeteyi elinden almayı başardı. . Teyzoş, bir elinden uçup giden gazeteye birde annemin gözlerinin içine baktı. Annem, oldukça memnun bir şekilde gazete sayfalarını dikkatle çevirip, kendine uygun yazıyı bulunca okumaya başladı. Teyzoşda çaresizliğine hayıflanarak; “abla, yaptığın oldu mu, beni konuşturdun sonra da gazetemi aldın.”
Kahvaltı masasında bekleyen yiyecekler, yine biz çocuklara kaldı. Zaten istediğimizde buydu. Mezar ziyaretine gitmek için annem elinde sıkıca tuttuğu gazeteyi teyzoşa uzatması da, olayın bir başka güzel yanıydı.
Dört kardeşte gazete okuma hastasıydı. Her gün bir gazete mutlak suretle okurlardı. Eğer gazete olmazsa, onların bşr yanı eksik olurdu. Gazete sayfaları tek tek hiçbir sütun atlatılmadan okunurdu. Gazete okunduktan sonra da, habere göre yorumlar yapılırdı.
Zaman o kadar çabuk gelip geçti ki! Biz, hiç büyüyemeyecektik. Annem, teyzelerim ve dayımda hep bizimle kalacaktı. Çocukken bu denli düşünemezsiniz. Hayata farklı gözlerle bakarsınız. Her şey toz pembe olarak görünür.
Oysa, hayatın gerçek yüzü çok acıdır. Her geçen gün bizlere başka şeyler öğretir, başka acılar tattırır.
Ne giden zamanı, ne de giden sevdiklerimizi geri alabiliriz! Üç günlük dünyada bir çok şey hayatımıza sığdırmak isteriz. Belli süreliğine geldiğimiz dünyadan kopmak istemesek de, bir gün vaktin geleceği muhakkaktır. Bundan kaçış yoktur.
Her fani ölümü tadacaktır. Giden her cana üzülürüz. Anacak sevdiklerimize daha çok canımız yanar. Teyzoşda ebedi yolculuğuna giderken bizi çok üzdü, canımız çok yaktı. Bir o kalmıştı! O da, şimdi diğer kardeşleri gibi ruhlar alemine göçtü.
Teyzoş seni çok özleyeceğiz. Allah rahmet eylesin, ruhun şad olsun.