ANILAR -24
Benim yaylaciligim
Altmış dokuz yılıydi. Ayri bir evde kalıyordum,dedem ve annemden
ayrı olarak.
Anam da demlrin evinde kalıyor, dedeme arada sırada da bana bakmak,için
Dedemlerin evinde dedem, anam, yeğenler, hayvanlar var.
Ben de hemen yakında bir tutmuştum,,orada kalıyorum.
Bazan akşamlari orman işçileriyle sohbet ediyoruz, sagdan soldan, öteden
beriden.
Kimdi bunlar?
Pir aga, Sarı Mustafa'nin İsmail ağabey, Koreli Ali, Avukat Ali vs.
Bazan bir toklu alıyoruz ,,yaylada hayvancilik yapan birisinden, kesip asıyoruz tavana,akşam beraberd olunca kizartip kizartip yiyoruz.
Günler gelip geçiyor.
O yil da hiç unutmam ilk kez Amerikalılar aya insan gönderiyorlar.Her yer bununla çalkalaniyor.Gittiydi, gitmeliydim,yalandi, esehti, falan filan.
Köydeki arkadaşlarla temel sohbet konularımızdan birisi bu.Bir radyom var,
ondan takip ediyoruz,,bazıları inanmıyor bu işe, ay nurdur, oraya gidilir mı falan
diyorlar, biz gidilir diyoruz, 20 Temmuz 1969 tarihinde de gidildi, dünyaya iletiler gönderdiler.
Gidenler, Neil A.Amstrong , Micheil Colins, Edvin Aldrin
Gidenlerden Neil Amdtrongun verdiği şu mesaj ilginçtir:"Şu an attiğimiz adım bizim için küçük bir adım, fakat insanlık için büyük bir adım. "
12 Nisan 1961 'de Yuri Gagrin'le başlayan bu yarış bugün hala devam etmektedir, değişik boyutlarda.
Benim bol kitabım vardi yaylada, gece gündüz okuyordum.Böylece kendimi yetiştirmeye çalışıyordum, düşünüyordum, insanların çektikleri çileleri yakindan
takip ediyordum.
Bir gün dedem hastalandı, çok yaşlı degildi, anladığım kadarıyla bugünkü yetmiş
küsur yaslarında falan.Sürekli yatıyordu, sadece yayladaki kahveye gidip geliyordu ,
bir de cuma günleri Papar'a da kılınan cuma namazına giderdi, o da katırla.
Papara'yla bizim yayala karşı karşıya.Arada da beş alti kilometre masafe var,yok.
Bu kadar hareketsizliğe karşın dedem aşir derecede dengesiz besleniyordu.
Tereyağ, kaymak , peynir en temel gıdalarıydı.Bu gıdalar insanın tansiyonunu çıkartıyor, o işi farkında değil, başım dönüyor diye şikayet ediyor.Dedem meğer
tansiyon hastası, işin farkında degil.
Anam bana haber verdi, baktim tansiyon ona, on sekiz, oradaki olanaklarla ne
yaptıysak düşürmek mümkün olmadı, karar verdik Tabzon'a doktora götürmeye.
Trabzon'da dayım var, terzi dükkani var,,tanınmış bir kişi.
O zaman araba da yok, katırla beraber indik Maçka'ya.Katiri teslim ettik bir tanıdığa ,
indik Trabzon'a.Yayladan neredeyse sıfır metreye.Dedem bunalıyor, ben bunalıyorum
terliyoruz, zaten dedemin tansiyonu yüksek.Dedemi yemeğe götürdüm.Gittik,yemeğe
düzgün bir lokantaymis, yedik kalktik çıkıyoruz.Baktim ki bizimki ekmekleri cebine dolduruyor, dedim ne yapıyorsun dede?
Dedi ki ne yapacagım,,kalan ekmekleri topluyorum, bunların parasını biz vermiyor
muyuz?
Evet de,ne yapacaksın o ekmekleri sonradan?
Evde yerim, ya da yediririm, ya hayvanlara veririm.
Biraz sıkıldım, lokantacı bakıyor, baksindi, bu da böyle birisi.
Daha bir şey demedim, yoksulluk bu demek ki hayatın bir aşamasında bunlari
yaşamış, görmüş , geçirmiş, açlığın ne olduğunu biliyor, yoksulluktan yetişme.
Kalktik,terzi dükkanına gittik, terzi dükkanında dayım var,gittik durumu anlattık.
Hoş beş ettik, hemen işini gücünü bıraktı, Muzaffer Muci diye bir doktor vardi,
iç hastalıklarından, adam muayene etti, bakti, etti, eyledi,sonunda espirili bir
dille dedi ki:
Dursun Amca, sen yagliyi, biraz daha fazla tüketmelisin, senin tansiyonun biraz daha
yuksek olmalı .
Dayımın adi Osman'di, Osman bey, amcaya, bundan sonra yayla mayla yok, köyde
kalacak, yaği da iyice azaltacak, yediğine içtiğine dikkat edecek, şu ilaçları da
kullanacak, filan gün de gelecek, yeniden bakacağız.
Dedem doktorun olduğu yerde ses çıkarmadı, dışarı çıktıktan sonra :
"Bu doktor da hiç bir şeyden anlamıyor, insana yağlı yemek yasaklanır mı,
birde yaylaya gitmeyi yasaklıyor !
Neyse ikna edildi, anlatıldı, köyde kalmaya razı oldu,ben de götürüp köye
bıraktım.
Bu durum ileriki yılları da kapsıyor, böylece dedemin yayla yaşantısı böylece sona ermiş oldu.
Ben yeniden yaylaya döndüm.
İSMET EYÜBOĞLU