ANILAR:21
Dedik ya köyde büyük faaliyet var.Faaliyetin başında da kim var biliyor musunuz?
Atölyeci,İsmail var.
Kimdir bu atölyeci İsmail? Bizim köy orman köyüdur.Vari yoğu Ormandır, orman en önemli geçim kaynağıdır en önemli ekonomik güçtür , zengin olan herkes ormandan zengin ölmüştür.Halen de öyledir bu durum, devam edip gidiyor.
Atölyeci İsmail de bunlardan biri, belki ilki.Köyde durmaz, Maçka'da oturur,
köyde yetişip de uzağa , gurbete gitmeyen çocuklar iş aramak için gidip onu
bulurlar, o da kimseyi geri çevirmez , orda atölye var, gidin çalışın der, onlar da
gider çalışır.O daha çok ilçenin ileri gelenleriyle oturup kalkar, onlarla muhatap
olur, köyle de çok fazla işi olmaz,arada bir uğrar. Babası da ilçede esnaftır,
köylülerin ihtiyaçlarına yönelik bir şeyler satar.Gaz, tuz,iç yağ , arpa, buğday gibi.
Ayşoğun Hüseyin derler; babası da ayni şekilde esnaftı.işin ilginç yani torunları da halen Maçka'da esnaftırlar.Tam bir esnaf sülâlesi.
Benim kafamda halen ayni soru, neden yol değil de cami?
Yakup hoca dedi ki bu sorunun muhatabı İsmail abi, ona sormak lazım.
Peki dedim soralım, cevap verir mı bize?
Nede cevap vermesin, verir tabii, verir ama ben sormam, çünkü ben işin içindeyim,
sen sor.Ben de olur sorarım, dedim, aram da iyidir severim İsmail abiyi.
Nerde, burada midir? Tabi tabi , buradadır, genellikle Ahmet ağanın kahvesinde otururlar, köyün diğer yaşlılarıyla beraber.Öyle din taciri birisi de değildir,cumhuriyetçi bir insandır.Tamam dedim, dönüşte soracağım ,eğer tatmin edici yanıt alırsak bundan sonra
biz de geri kalan çalışmalara katılırız dedik.
Dönüşte de gittim Ahmet ağanın kahvesinde Atölyeci İsmail abiyi buldum, çay içip
sohbet ediyorlardı, Ahmet ağanın çayı da ünlüydü.
Selam verdim, içeri girdim, İsmail abinin masasına oturdum, herkesle hoşbeş ettim.
Ahmet ağa çayı getirdi, çay güzeldi , tavşan kanı gibi.
Ben de İsmail abinin duyacağı bir sesle az dışarı çıkabilir miyiz diye sordum.
Çayları içtikten sonra dışarı çıktık, kavakların altına oturduk
Önce ben söz aldım, İsmail abiye teşekkür ettim, iyi ki siz işin başındakiniz, derleyip
topluyorsunuz, sizin gibi insanlara bu köyün ihtiyacı var, sız olmasanız herkes
bir tarafa çeker, önderlik önemlidir falan dedik.
O da bana teşekkür etti, ancak ne soracağımı da merak etti.
Sonunda neden yol değil de camiyle işe başladınız, diye sordum.
İnsanlar iş güç zamanı, Harmancik'tan yukarı,atıyla, eşeğiyle , katırıyla olmadı
bedeniyle can hirac gidip geliyor, günün sıcağında ; yoldan başlasanız daha iyi
olmaz miydi?
İsmail Yılmaz azcık düşündükten sonra , kafasını da kaşıyarak dedi ki :
İsmet ben seni akıllı bir genç sanıyordum, akillisin ama hiç uyanık,değilsin.
insanlar ilk kez bir araya gelerek bir şeyler yapıyorlar, beraber çalışıyorlar, para
veriyorlar, ortak bir tutum sergiliyorlar.Böyl bir durumda sen olsan nerden
baslardın işe?Yoldan mı , camiden mı?Yoldan başlamak demek o işi hiç yapmamak demektir, hiç kimseyi bir araya getiremezsin, getirsen de işin içinden çıkamazsın, neden , sen yer verdin, ben vermedim gibi ikilikler olur, bir noktadan sonra da sen de benzersin dersin ki
ugrastim ama olmuyor, çeker gidersin. Öyle değil mı?
Ama camiden başlarsan herkes kuzu kuzu parasını da verir , işe de katılır, sonucunu da görür .Bu yıllardır onun tercihidir.
Onun için bizim tercihimiz cami olmuştur, şimdi su da geliyor arkasından yol da gelecek ve öyle devam edip gidecek. Tamam mı, sız de gelin bir ucundan katilin
derim ben size. Düşünme sırası bendeydi, baktım doğru söze ne denir, şapka çıkarılır.
Ben de birer çay daha içeriler miyiz dedim, olur dedi ama çaylar benden.Gittim
iki çay daha getirdim, keyifle içtik.
Müsaade istedim kalktım gittim. uşaklar bekliyordu .Ne oldu sordular ?
Yarin işe başlıyoruz dedim, olayı da anlattım,hakli buldular.
Ertesi gun işe başladık.