Fatma Karahasanoğlu

Tarih: 09.05.2023 10:21

YAŞAMAYI BİLMELİYİZ

Facebook Twitter Linked-in

                                               YAŞAMAYI BİLMELİYİZ

 

                                        Her yüzyılın kendine has özellikleri vardır. Bu yüzyılında kendine göre özellikleri var. Bu özellikler arasında neler olduğunu tek tek sıralayacak değilim. 

Ancak mutlulukların her geçen gün azaldığını söyleyebilirim. 

Basit örnek verecek olursam, yeni evlenen çiftler birbirlerine uyum sağlayıp sağlamayacağından çok eve alınacak eşyalar gündeme gelir. buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırınlı dörtlü ocak, ankastre, oturma grubu, akıllı fırın, koltuk takımı, yemek masası, vitrin, gümüşlük, mobilyalara rengine uygun halılar, güneşlik, tül, gölgelik perdelerin yanısıra zebra veya stor, pencerelerin şekline göre değişir. Yatak odası takımı, gibi. 

Eskiden eşyadan çok mutlu, mutsuzluklar ön plandaydı. İç dünyalarda neler yaşandığına dikkat edilirdi. Her iş istişare ile yapılırdı. Kararlar pat diye alınmazdı. Oturulur, konuşulur uzun uzun istişareler yapılır, alınması gereken karar her ne ise ondan sonra alınırdı.

İyiye iyi, kötüye kötü, yanlışa yanlış, doğruya doğru söylenmesi gerekenler söylenirdi.  Sözler, öteye beriye çekilerek, hiç kimse zan altında bırakılmazdı. 

Bugünkü evliliklerde nasıl ev eşyası ön plandaysa, dostluklarda menfaatler ön plana alındı. Menfaati olmayanlar birbirlerinin  selamını dahi almıyor.

Hal böyle olunca, toplumun değer yargıları da,  kendiliğinden yok oluyor.Bir insanın kendine saygısı yoksa, bir başkasına saygı göstermesi beklenemez. Önce saygı öğrenilmeli ve öğretilmeli. Eğer bunlar gündemde yoksa her türlü sorunlar da, peşi, sıra gelir. 

                                      Sorunlar, sorun yumağı haline gelmeden çözülmelidir. Eğer sorunlar birikip, dağ haline geldikten sonra çözüme kavuşmaları zor olur.

Çekirdek bir aile, bir masa etrafında toplanmayıp, günlük yaşantılarında, neler yaşadıklarını anlatamıyorsa, sorunlarına çözüm de, getiremezler. İster çocuk, ister anne veya baba olsun, her ne yaşantının içindeyse, mutlaka aile bireyleriyle bunu paylaşmalı. 

Çocuk, bilgisayarın başında, anne ve baba cep telefonlarının başında oluyorsa, gelinen noktada nasıl bir yaşm sürdükleri ortadadır. 

                                      Yüzü gülmeyenlerin sayısı her geçen gün artarak devam ediyor. Sokağa çıkıldığında asık suratlı, çatık kaşlı insanlarla sıkça karşılaşmaktayız. Bu tip insanlardan topluma ne fayda gelir? Selam alıp vermekte çoktan unutuldu. 

Düşman bakışlar toplumun her karesine yansıdı. İnsanlar konuşa konuşa anlaşılır deyimi rafa kaldırıldı. Bir kaygı, bir telaş aldı başını gidiyor. Kime sorsanız; “çok yoğunum. Başımı kaşıayacak zamanım yok”  kelamlar işitirsiniz. Bu ne yoğunludur? 

Bunu da, anlamak mümkün değil.  Şu üç günlük dünyada neyi pay edemedik? Aldığımız nefes, yaşayacak olduğumuz yıllar belli. Hepsi belli bir vakte kadardır. Ne bir saniye geri durabilir nede bir saniye ileri gidebilir. 

Kime sorsanız, herkes bu bilinçte olduğunu beyan eder. Ancak icraate gelindiğinde durum değişiyor. Bambaşka durumlar ortaya çıkmaktadır. 

Belli bir süreliğine geldiğimiz bu dünyada, kimseyi incitmeden yaşamasını bilmeliyiz. 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —