DUYGU KARAHASANOĞLU

Tarih: 24.04.2023 14:53

SOKAĞIN SESİ

Facebook Twitter Linked-in

                                             SOKAĞIN SESİ 

 

                            Bugün sizleri zaman tünelinden geçirmek istedim. Bugünkü makalemin konusunu geçmişin sayfalarından seçtim. Geçmişin sayfalarını birlikte açıp, okuyacağız. 

Eminim okurken sizlerde hayalinizde canlandıracaksınız. 

Zincir marketlerin her geçen gün artmasıyla, bazı alışkanlıkları da, yok etti. 

                            Eskiden sokak aralarına giren seyyar satıcılar, sebzelerini satabilmek için son sesle bağırarak mahalle halkını pencere veya balkonlara çıkartırdı. 

Seyyar arabanın üzerinde; marul, taze soğan, maydanoz, patatesin yanında mevsimine göre meyveler de olurdu. Üzüm, karpuz, şeftali, erik, portakal, elma, mandalina, vb. 

Seyyar satıcı, mahallenin adeta göz bebeğiydi. Sebze ihtiyacı olanlar,  seyyar arabanın mahalleye girmesini beklerdi.

Sabahın ilk ışıklarıyla sokağın başında arabasıyla görünen seyyar satıcı bağırmaya başlamasıyla sokağın sessziliği bir anda kayboluyordu. “bugün taze marularım, taze soğanlarım var. Sıkmalık limon ve portakalda getirdim.” 

Sesi duyan önce pencereye ardından sokağa koşardı. Avucundaki katlı parayı satıcıya uzatarak, ihtiyacı olanları alır, evine giderdi. 

Seyyar satıcının ürünleri kısa sürede tükenirdi. Seyyar satıcının gönlü zengin olduğundan parası olmayanlara da, sebze satmayı alışkanlık haline getirmişti. Kurulan dostluklar sıcak sohbetle devam eder, o arada alış verişte yapılırdı. 

                       Zincir  marketler henüz açılmadığından seyyar satıcıların önemi büyüktü. Mahalle bakkalarıda olmayınca, seyyar satıcıların, işi hem iyi hem de kurdukları dostluklarla gönülleri sıcaktı. 

                     Günler,haftalar hatta aylar birbirinin ardına sıralanıp giderken, seyyar satıcılar da mevsimine göre seyyar arabalarında ürünler satardı. 

                     1990’lı yıllardı. Kemerkaya Mahallesinin çıkmaz sokağında bir müddet oturmuştum. Sokağa bakan evlerin her biri farklı hayatlara ev sahipliği yapmaktaydı. Oturduğum evin karşsında eski Trabzon evi vardı. O evin karşısında, üç katlı çift daire bir bina mevcuttu. Benim oturduğum bina tek daire üzerine yapılmış, dört katlıydı. Ben ikinci katta oturuyordum. Alt sokağa inmeden bir bina daha benim oturduğum binanın yanına inşa edilmişti. O bina, oldukça büyüktü. Alt sokağa indiğinizde birkaç metre sonra Gazipaşa caddesine ulaşmanız mümkündü. Caddeyi takip ettiğinizde Ganitaya, yada tünele  ulaşırsınız. 

                      Çıkmaz sokağa, haftada dört gün seyyar satcısı gelirdi. Seyyar arabasıyla sokağın başında erken saatinde görünen yaşlı satıcı, önce sağına soluna bakar sonra arabasını ağır ağır yürütütürdü. 

Mahalleliler yaşlı satcının geldiği günleri bildiğinden genellikle sokakta olurlardı. Yaşlı satıcı ürünleri satmak için fazla bağırmazdı. Arabasını düzgün yere çekip, beklemeye başlardı. Karşı apartmanda oturan kadınlar, sokakta hazır beklemekteydi. Arabaya göz atıp, almak istediklerini önce gözleriyle seçer sonra yaşlı satıcıdan almak istedikleri ürünleri satmasını isterdi. Marullar, soğanlar, lahanalar, pazılar, bağ şeklinde satılırdı. Bir saat içerisinde yaşlı satıcını arabası boşanırdı. Dolu gelen araba mahalle arasından , boş geçerdi.

Bende yaşlı satıcının gelecek olduğu günleri sabırla beklerdim.  Yaşlı satıcı mahalleyi o kadar iyi tanımıştı ki, kimin ne alacağını biliyordu. Benimde  ne alacağımı çoktan ezberlemişti. Mevsimine göre meyvelerden  birer kese kağıdı tartar bana uzatırdı. 

                        Sokağın sesi artık günümüzde yerini zincir marketlere bıraktı. Seyyar arabalarıyla dolaşan seyyar satıcılar, zaman içerisinde kaybolup giderken, tarihin sayfalarında bir anı olarak yerini aldılar. 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —