Menü Maçka Haber
Fatma Karahasanoğlu

Fatma Karahasanoğlu

Tarih: 08.03.2026 15:53

NASREDDİN HOCA FIKRALARI(4)

Facebook Twitter Linked-in

                                    NASREDDİN HOCA FIKRALARI(4)

 

                         Nasreddin Hoca’nın hanımı  gündüzleri hep komşuları tarafından ev oturmalarına çağırılır. Gitse olmaz, gitmese olmaz, ne de olsa Hoca hanımı…  Hanımının çok gezdiğini bilen bir komşusu günün birinde Hoca’ya; “Hocam, yanlış anlamayın ama senin hanım galiba çok geziyor…” der.

Nasreddin Hoca, komşusunun sözü nereye getirmek istediğini bildiği için; “Adam sen de! Eğer senin dediğin gibi çok gezmiş olsaydı arada sırada bizim eve de uğrardı!” der.

                            ***

                     Nasreddin Hoca mollalarına dinî kitap okuturken yanına bir kadın gelir ve; “Hocam, çocuğum hiç uyumuyor, bana bir muska yazsana.” der. 

Hoca da; “Al bu dini kitabı, çocuğun yatağının yüksekçe bir yerine koy.” Der.

kadın dayanamaz; “Hocam, dini kitap, muska mıdır?” diye sorar. 

Hoca da; “dini kitap, muska mıdır, değil midir bilmem ama ne zaman okumaya başlasam bizim mollalar horul horul uyuyorlar.” der.

                                   ***

                Nasreddin Hoca bir gün yolda giderken arkadaşlarından biri yanına yaklaşır ve Hoca’ya; “Hocam, senden bir isteğim var. . .” diye söze başlar. Hoca, arkadaşının niyetini hemen anlar; kendi kendine; “Mutlaka yine para isteyecektir.” diye düşünür ve ona; “Benim de senden bir arzum var, gel ilk önce sen onu yerine getir, sonra ben seninkini dinleyeyim.” der. Arkadaşı; “Peki Hocam, nedir benden isteğin?” deyince Hoca; “Ne olursun, benden borç para isteme de ne istersen iste.” der.

                                                 ***

                 Bir yaz günü öğle sıcağında Nasreddin Hoca, komşu köye gitmektedir. İşi acele olmalı ki, ikindinin serinliğini beklememiştir. Bir yandan güneş tepeden yakar, bir yandan da susuzluk içini kavurur. Dili damağına yapışmak üzere iken yolu bir çeşmeye uğrar. Olacak bu ya, adamın birisi de ‘su boşa akmasın’ diye çeşmenin oluğuna ağaç parçası tıkamıştır. Hoca, oluğu tıkayan ağaç parçasına var gücüyle asılır, asılır, bir iki denemeden sonra tıpayı çıkarır.  çıkarmasıyla birlikte basınçlı su Hoca’nın üstünü başını ıslatır. Bütün bu olan bitenlere kızan Nasreddin Hoca, suyun karşısına geçerek; “Boşuna tıkamamışlar senin ağzını… Demek ki, hak etmişsin!” der.

                                                 ***       

              Nasreddin Hoca bir gün cami çıkışında cemaatten birisiyle tanışır. Birbirlerine hâl hatır sorarlar, sohbeti ilerletirler. Hoca, adamın hoşuna gider. 

Adam; “Hocam, sen çok hoşuma gittin; bugün akşam bizim fakirhaneye buyur da beraber tuz ile ekmek yiyelim.” der. Nasreddin Hoca akşama doğru yemek vakti gelince adamın evine varır ve sohbeti koyulaştırırlar. Derken sofra kurulur, ortaya da güzel bir sini konulur. 

Sininin üzerinde ise tuz ve ekmekten başka hiçbir şey yoktur. Hoca, yemeklerin gelmediğini zannederek sohbeti sürdürünce ev sahibi Hoca’yı sofraya davet eder: “Hocam, soframıza buyurun.” Tam sofraya oturdukları sırada kapıya bir dilenci gelip ev sahibinden ekmek ister. Ev sahibi her ne kadar,”Hadi hadi, Allah versin” deyip uzaklaştırmak isterse de dilenci bir türlü gitmez. Bu duruma kızan ev sahibi, pencereden kafasını çıkararak dilenciye bağırmaya başlar. “Defol git, bak, şimdi gelirsem, kafanı kırarım!. .” Bu sırada tuzu ekmeğe katık etmekte olan Nasreddin Hoca yerinden kalkıp dilencinin yanına gider ve ona; “Aman arkadaş, çabuk buradan kaç; vallahi bak bu adam dediğini yapar, kafanı filan kırar, maazallah” der.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —