Fatma Karahasanoğlu

Tarih: 22.02.2022 12:29

     KERAMET

Facebook Twitter Linked-in

                                                            KERAMET

                                                                           

                      Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u fethettikten sonra Bir seferinde Sırbistan hududuna gelmiş ve Sırbistan’ın fethi artık an meselesi idi. Sırp Kralı Brankoviç bir yanda Macaristan bir yanda da Türkler olduğu için arada zor durumda kalmıştı. Her iki büyük devletten birine sığınmak, ondan yardım istemek düşüncesiyle, her iki tarafa da elçiler gönderdi.

“Sırbistan elinize geçer ve burayı fethederseniz nasıl muamele edeceksiniz?” diye fikirlerini öğrenmek istedi.

Sırplılar Ortodoks mezhebine mensup olduklarından, Katolik Macar Kralı Hünyad tarafından şu cevabı aldı:

-Eğer Sırbistan bizim elimize geçer ve biz oraları istilâ edersek, bütün Sırplıları Katolik edinceye kadar mücadele ederiz ve bütün kiliseleri yıkar, yerlerine Katolik kilisesi inşa ederiz…

Fatih Sultan Mehmet Han’a giden elçi şu cevapla dönmüştü:

-Biz Sırbistan’ı alırsak, İslamiyet’in Allah indinde tek din olduğunu ilân ederiz. Ve bu arada hiç kimseyi, kendi dininden dönmeye zorlamayız. İsteyen eski dininin icabı olan kiliseye gider, isteyen Allah indinde tek din olan İslamiyetli seçer, dünya ve ahret selâmetine kavuşur.

 

                                        ***

 

                 Salihlerden bir kimse çok fakir olup dünyalık hiç bir şeye malik olmadığı için, hanımı  «Bu hale nasıl sabredelim. Cenabı Hak’tan bir miktar dünyalık istesek olmaz mı?» diye, gece-gündüz eşiyle münakaşa edermiş. 
Nihayet o salih zat da dua eder ve duası kabul buyrulur. Bir de ailesi bakar ki evin köşesinde, altından bir kerpiç bulur ve hemen eşine getirir, ihtiyaçlarımızı karşıla diye verir.
Eşi o gece rüyasında görür ki, cennette altından bir köşk içinde bulunuyor. Lâkin köşkün bir kerpici eksik olduğu için güzelliğinde bir eksiklik vardır. O kerpicin ne olduğunu sorunca "Dünyada sana verilmişti." derler.
         Uyanınca hemen bunu hanımına anlatır. Kadın da dünyayı istediğine pişman olur. Eşi tekrar «Ya Rabbi, bana dünya gerekmez. O kerpici geri yerine gönder.» diye dua eder. Bakarlar ki, evin köşesinden kerpiç kaybolmuştur.
Hadis-i şerifte buyrulmuştur ki:
“Bir kimsenin dünyada yediği lokmanın karşılığı, ahretteki hissesinden eksilir.”
N HİSSE

Daha Büyük Keramet mi Olur?

 

                                   ***

 

                   Aziz Mahmut Hüdâyî bir gün, Sultan Ahmed Hanla sarayda sohbet ediyordu. Bir ara abdest tazelemek istedi. İbrik ve leğen getirdiler. Padişah hocasına hürmeten ibriği eline aldı ve abdest suyunu döktü. Sultan Ahmed Hanın annesi de kafes arkasında havluyu hazırlamıştı.

Valide Sultan kalbinden;

“Aziz Mahmûd Hüdâyî’nin bir kerametini görseydim.” diye geçirmişti.

Bunun üzerine Mahmûd Hüdâyî, Valide Sultan’ın gönlünden geçenleri anlayarak; ”

Hayret! Bazıları bizim kerametimizi görmek isterler, Halife-i rûy-i zemîn’in elimize su döküp, muhterem validelerinin havlu hazırlamasından daha büyük keramet mi olur?” buyurdu.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —