Fatma Karahasanoğlu

Tarih: 13.11.2023 16:29

“HANGİ HAYAT”

Facebook Twitter Linked-in

                                    “HANGİ HAYAT”

 

              Ünlü felsefeci okulun son gününde sınıfa girer. Sandalyeyi masanın üzerine koyar ve öğrencilere dönerek; “on puanlık tek soru, sandalyenin, olmadığını kim söyleyebilir?” öğrenciler arasında fısıltılı konuşmalar olunca, felsefeci,  öğrencilere susmalarını söyledikten sonra “düşüncelerinizi kağıda yazın.”

Bir öğrenci, kağıda bir şeyler yazdıktan sonra beş dakika içinde sınıftan çıkar. Diğer öğrencilerde kağıtlarına bir şeyler yazar. 

Felsefeci, kağıtları toplar, bir gün sonra kağıdına iki kelime yazan öğrencinin on puan aldığını söyler. Öğrencinin yazdığı iki kelime; “hangi sandalye”.

              Hayatta o kadar karışıklıklar var ki, hangisi sormadan etmek mümkün değil. Birine bir şey anlatırsınız ilk sorduğu soru “hangisi.” Bir iş yaptırmak istersiniz  “hangi iş” market ararsınız, “hangi market”. Adres verirsiniz,” hangi sokak”. 

“hangiler”  o kadar çok ki, kullanılan bir çok cümlenin içinde kendine yer bulur. 

Hangi apartmanda oturuyorsunuz? Hangi mağazadan alış veriş yapıyorsunuz? Hangi okula gidiyorsunuz? Hangi bankada çalışıyorsunuz? Hangi hastane görevlisiniz? Hangi yemeği seversiniz? Hangi futbol takımını tutuyorsunuz? Hangi kentte yaşıyorsunuz? 

Hangi, hangi, hangi…” 

Ne kadar da seveni varmış. Sözcükler onun etrafında pervane gibi döner durur. “Hangi”, olmadan hangi kentte oturulduğu sorulup öğrenilemez. 

Laf lafı açar derler ya! Bu da onun gibi bir şey oldu. Laf lafı açınca aklıma çoban sürü hikayesi geldi.

Çoban erkenden köyün sürülerini alıp, otlaklara çıkar. Akşama kadar koyunlar, kuzular yaylımda kalır. Çobanda kendine göre bulduğu ağacın altında oturur. 

Gün batmak üzere çoban sürüyü tekrar toplar. Ve köyün yolunu tutar. 

Yol güzergahında bulunan su pınarları koyunların uğrak yeri olur. Çoban akşam olmadan köye varmak istediğinden koyunların oyalanmasına müsaade etmez. 

Derken çoban ve sürü köyün başında görünür. Çobana koyunlarını teslim edenler yol kenarında bekler. 

Çoban her birinin koyun ve kuzusunu teslim eder. 

Sürü bitince yaşlı kadın merakla çobana sorar. “hey çoban! Ben sana sabahleyin on koyun teslim ettim. İki de kuzu vardı. Ama sen bana hiç birini teslim etmedin. Bu ne haldir çoban? Hele cevap ver bana. Koyunlarımı, kuzularımı ne ettin? Onları kime emanet ettin de geldin? Yoksa onları kurt mu yedi. He çoban.”  Dedi. 

Çoban kadının verdiği koyunları hatırlamaz. Başını iki yana salladıktan sonra alçak sesle;  “hangi koyun, hangi kuzu?”.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —