DERSİMİZ TÜRKÇE (2)
Su gibi akıp giden yıllara hiç birimiz dur deme şansına sahip değiliz. Yıllar, bize sormadan gelip giderken, üzerimize bir çok yük bırakmaktadır. Her birimiz bu yükün ağırlığıyla ömür basamaklarını tek tek çıkıp tüketiriz.
Zaman tünelinden yine geçip, bazı hatıraları paylaşmak istedim. Hatıraları yad ettikçe, yorgun gönüllerimiz bir anda şenlenir. Gözlerdeki parıltı yeniden parlar. Yılların yorgunluğu bir anda kenara çekilir. Perdenİn arkasından gizli gizli bakmaya başlar.
İşte, o zaman yüreğimizde yeni bir sızı başlar. Bu sızı ki, çocukluğumuzun geçtiği en güzel yılların tatlı sızısıdır.
Celal öğretmen Türkçe dersinde şiir okuyup, tahliini yapmak için yine her zaman ki, şiir kitabını eline aldı. Bu sefer ki, şiir Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” adlı şiiriydi.
Celal Hoca, kendi uslubuyla şiiri okudu. Sınıf olarak dikkatle dinleyip, her kelimesini anlamaya çalıştık;
“artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar limandan.”
Celal Öğretmen; şairin bu dizelerle ne anlatmak istediğini sorar. Her birimiz düşünmeye başladık. Tahtaya yazılan satırları defalarca okudum. Arka sıralarda oturan bir arkadaşım parmağını kaldırıp söz istedi. “ben söyleyeyim mi öğretmenim?”
Celal öğretmen, başıyla onayladı. Arkadaşım anlatmaya başladı. Söylediklerini tam hatırlamıyorum ama konunun oldukça dışına çıkmıştı.
Birkaç arkadaşımda konuyla iligli olarak şiir tahlilini yapmaya çalıştı.
Sıra bana geldi. Ölüm vakti gelince, herkes ölecek bunu anladım. Ancak ölümle geminin arasındaki bağlantıyı kuramadım. Celal hocam, bir müddet suskun kaldıktan sonra şairin ölümle gemi arasındaki bağlantının tahliini öz cümlelerle anlattı. Benim yaptığım şiir tahlilini de beğendi.
Şiirin diğer dizelerini tahlil etmeye devam ettik.
“Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.”
Bir anda sınıfta sesler aynı anda yükseldi. Bazı arkadaşım ölümün arkasında kalanları anlatırken, kimi de geminin yol aldığını anlattı.
Celal hocam, yine hepimizi dinledikten sonra bu dizelerinde tahlilini yapıp tahtaya yazdı. Her birimiz defterimize yazmak için kalemi elimize aldığımızda Celal Hocam, beklememizi şiirin diğer dizelerinin tahlilini yapılacağını söyleyince kalem elimizde dondu kaldı.
“Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.”
Celal Hocam, okuduğu bu dizelerin tahlilini yapmamızı söylerken, mavi gözlerini üzerimizde dolaştırdı. Ve benim tahlil yapmamı istedi. Sağıma soluma baktım. Ne diyeceğimi bilemedim. Şiir dizleirni birkaç kez okuduktan sonra; “şair bu dizelerle bize ölümü seyahate çıkılır gibi anlattı. Gemi rıhtımdan ayrılırken insanlar üzülüyor, her birinin gözleri ıslak. Çünkü ölen kişi yakınlarıdır.”
Celal Hocam beni dinledikten sonra yaptığım şiir tahliline kendiside bir şeyler ekledi. Benim en çok hoşuma giden Celal Hocam benim söylediklerimi onaylaması oldu.
“Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.”
Celal Hocam, şiirin bu dizelerini kendisi tahlil etti. Her kelimenin anlamına vurgu yaparak izah etti. Biz öğrenciler, uykudan uyanır gibi olduk.
“Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.”
Şiir dizelerinin tahlilllerine devam ederken, yüzlerimiz bir anda donuklaştı. Şairin ne demek istediğini anlamıştık. Celal Hocam bu dizelerin tahlilini bizim sınıfta okuyan kızı Serap’ın yapmasını istedi. Serap mavi gözlerini arkadaşlarının üzerinde yardım ister gibi dolaştırdıktan sonra kendince bir şeyler söyledi. Tam hatırlamıyorum ama komik bir şeyler söyledi ki, her birimiz güldük.
Celal hocam, gülmemizin bitmesini bekledikten sonra tane tane şiir dizelerinin tahlilini yaptı. Son iki dizenin tahlilini yapmak için tekrar tahtanın başına gidip, şiirin son iki dizesini tebeşirle tahtaya yazdı.
“Bir çok gidenin her biri memnu ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.”
“Evet çocuklar, bugünkü şiirimizin son dizelerini tahlil edeceğiz. Görüşünü anlatmak isteyen var mı?”
Biz birbirimize baktık. Nasıl tahlil yapacağımızı sorar gibiydik. Ben bir önümdeki deftere bir de kara tahtada yazılı olan şiire baktım. Sonra hocama dönüp, “ben yapayım.” Hocam başıyla onayladıktan sonra, ölenlerin geri dönmediğini ancak seyahate gdenlerin geri döndüğünü söyledim.
Celal hocam, başıyla söylediklerimi tasik ettikten sonra; “evet arkadaşınız Duygu’nun dediği gibi ölenler bir daha bizim yaşadğımız dünyaya geri dönmüyor. Şair Yahya Kemal Beyatlı şiirin tüm mısralarında ölümü bize anlattı. Son dizede ise ölümden geri dönüşün olmadığını açıkça ifade etti.”
Celal hocam, son cümlelerini bitirmeden zilin çalması dersin bittiğini haber verdi. Ancak Celal Hocam devam etti.
O günkü teneffüsümüz sessiz gemin tahliliyle bitti. Hiç birimiz dışarı çıkamadık. Bir sonraki dersimiz matematik başladığında hala sessiz geminin etkisindeydim.
HAFTAYA DEVAM EDECEK