ÇIN ÇIN SAAT
Saat, sizce sadece zaman mı, gösterir? Kurmalı saat size ne hatırlatır?
Ben sizi bilmem ama bana geçmişi hatırlatır daha doğrusu beni çocukluğuma götürür.
Çocukluğumda en çok hatıramda kalan kurmalı saatti. Saat kurulması gibi çın çın sesi de beni çok etkiler ve mutlu eder. Nerede çın çın saat sesi duysam, aklıma Demirci dayının evi gelir.
Annemle hemen hemen her hafta sonu Demirci dayının evine giderdik. Tahta kapıdan içeri girer girmez, bizi çın çın saatin sesi karşılardı. Sonra sobanın sıcaklığı yüzümüzü okşardı. Büyük bir iştahla sobanın üzerinde pişen etli patates yemeğin kokusu burun deliklerimizi sızlatırdı.
Annemin dayısı olan Demirci dayı, gözlerini kapıya dikmiş, kimin geldiğine bakmıştı. Çizgili battaniyeyle örtülü divandan inerek, tonton haliyle yanımıza kadar gelip, önce annemi sonra beni öperdi. Yüzünde her daim mutluluğun izleri mevcuttu.
Beyaz tenli, beyaz yaşmaklı Fatma yenge anneme hasretle sarılması, sonra beni öpmesi evdeki huzurun en büyük kanıtıydı. Hoş beşten sonra yemek faslına geçilirdi. Benim gözüm, hep çın çın saatteydi. Yelkovanları pür dikkat incelerken, çevremde olan bitenden habersizdim.
Demirci dayı, çın çın saati benden getirmemi istediğinde, bütün dünyalar benim olmuştu. Çin çin saati elime aldım. Arkasında kurmaya yarayan kelebeklere baktım.
Demirci dayı, beni yanına çağırdı. Çın çın saat elimde Demirci dayının yanına oturdum. Demirci dayı, saatin zilini kurduktan sonra saati yerine bırakmamı söyledi. birkaç dakika sonra çın çın saatin zili çaldı. Annem ve Fatma yenge birden sustu. Mutfağın her köşesini, çın çın saatin zili doldurdu.
Demirci dayının evinde büyük bir huzur vardı. Meşin kapaklı Kuran’ı Kerim’den ayetler okuyan Demirci dayı, sonra da, Türkçe açıklamasını yapardı. Anlatımı benim hoşuma giderdi. Annemle, Fatma yenge; Demirci dayıyı dikkatle dinler. Akıllarına takılanı sorardı. Demirci dayı da, dili döndüğünce sorularını cevaplardı.
Zaman nasıl geçerdi anlamazdım. Her şey düzen içerisindeydi. Hoş beş, yemek, sohbet, Kuran okuma derken vakit dolardı. Annem gitmek için ayağa kalkar, görüşmek isterdi.
Demirci dayının gözleri dolar, anneme; “bir daha ne zaman geleceksin?”
Annemde gülerek; “dayı, dün geldim. Bugünde geldim. İnşallah hafta sonu yine gelirim.”
Bu sefer Fatma yenge, söze karışarak; “hafta içi de, gelirsin. Dayın seni çok özlüyor. Hep gelmeni istiyor.”
Annem, işi şakaya vurarak, yengesi ve dayısıyla görüşürdü. Tüm bunlar yaşanırken, çın çın saatte masanın üzerinde kendi dünyasında, sesini duyurmanın gayreti içerisindeydi.
Çocukluğumda hatıramda kalan bu çın çın saati nerde görsem ve sesini ne zaman duysam aklıma çocukluğum ve Demirci dayının evi gelir. Sobanın sıcaklığında pişen yemeğin kokusunu alırım. Nerede konuşan iki kadın görsem, annemle Fatma yengenin sohbetini duyarım. Çizgili battaniyeyi nerede rastlasam yine aklıma Demirci dayının yatağının üzerine serili battaniyesi gelir.
Benimde çalışma odamda, şimdi çın çın saatim var. Her zaman onu kurar, zilini çaldırırım. Çocukluğuma geri döner, geçmiş yıllarımı hatırlarım.