Yaz ayının gelmesiyle yangınlarda başladı. Yangınların çıkış nedeni her ne olursa olsun yanan ormanlardır.
Ormanların yanmasının insana nasıl zarar verdiğini daha doğrusu canlıların yaşamlarını nasıl etkilediğini tek tek sıralayacak değilim. Ormanların yanmasının ne demek olduğunu sanırım herkes bilir. Bilmeyen de, bir bilene sorsun, öğrensin. Buraya kadar anlaşılmayan sanırım yoktur.
Ege’de, Akdeniz’de orman yangınları bir şekilde oluyor ve yüzlerce ağaç yanıp kül oluyor. Bunu anladık da, Karadeniz’de ki ormanlar ne oluyor?!
Ağaçlar, nasıl yok ediliyor? Yanarak yok olmuyor efendim! Öyleyse Karadeniz de ki ağaçlar nasıl yok oluyor? Yazalım efendim, ağaçlar kesiliyor.
Şimdi, bu yazımın altında kimse bir şey aramasın. Ağaçlar yok oluyorsa, yazmak bizim görevimiz. Hastalıklı, kuruyan ağaçların kesimine sözümüz yok.
Kamyonlar da, tomrukları görünce insanın içi sızlıyor. Yıllanmış ağaçlar, devrilerek, derisi yüzülerek kamyonlara yükleniyor.
Her ağaç oksijen demek,
her ağaç nefes demek,
her ağaç can demek,
her ağaç yaşam demek,
Yaban hayvanlarının barındığı yerler yok edilirse, ekolojik denge bozulmaz mı? Bozulan ekolojik denge dünyamıza zarar vermez mi? Dünyamız zarar görünce, içinde canlılar ne olur? Bir ağaç kaç yılda yetişir? Önce bu sorunun cevabını herkes kendine soracak.
Kesip, yakıp, yıkmak kolay. Ancak yetiştirmek zor.
Onu bunu bilmem, ormanlarımıza sahip çıkmalıyız. Orman demek, insanın yaşamı demektir. Ormansız bir yaşam olamaz.
Ağaçlarında canı var, onlarda hisseder.
İsterseniz hikayeyle anlatayım. Büyük bir orman vardı. İçerisinde çınar, çam ağaçları özgürce büyüyüp serpildi. Çınar bir gün çam ağacına dönerek; “büyümek istemiyorum.”
Çam ağacı şaşkınlıkla çınara bakarak; “neden büyümek istemiyorsun? Senden önce dikilen ağaçlar büyüdü. Sende birkaç yıl sonra onlar kadar olacaksın.”
Çınar, ağlayarak; “büyüdüler de ne oldu? Her biri kesilip yok oldu. Bazen şu dallarıma kızıyorum, büyümeyin.”
Çam ağacı boynunu bükerek; “üzülme çınar kardeş, bak benim arkadaşlarımın hepsi kesildi gitti. Ben yalnız kaldım. Etrafımda büyüyen ağaçların hepsi benden küçük. Sen bile benden küçüksün.”
Çınar hırçınlaşarak; “istemiyorum işte! Ben ölmek istemiyorum büyüyüp, büyüyüp çok büyümek istiyorum.”
Çam ağacı içini çekerek “ah çınarcığım, ah! Bende istemiyorum ama.”
Çınar sözünü keserek; “çam ağacı benden çok yaşlısın arkadaşların kesilirken sen ne yaptın?”
Çam ağacı hüzünlenerek; “ah çınarcığım, ne sen sor ne ben söyleyeyim. Aynı gün gelmiştik. Yıllar önceydi. Küçücüktük. Özenle bizi toprakla buluşturdular. Her gün su verdiler, beslediler, bizde topraktan güç alarak büyüyüp serpilmeye başladık. Ah, ah, o günler! Yıllar geçti. Gövdemiz kalınlaştı, dallandık budaklandık. Bir sabah kıyım başladı. Ah, ah çınarcığım! Yine yaralarımı deştin.”
Çınar, çam ağacının sözünü keserek; “sen, sen nasıl yaşadın? Bunu çok merak ediyorum.”
Çam ağacı efkarlı sesle; “benim küçük çınarcığım. Benim ne için ölmediğimi, merak ediyorsun. Beni besleyen büyüten sahiplendi de, ondan! Onun için ben yaşadım, yaşayacağım. Arkadaşlarım olmadıktan sonra bende yaşamıyorum. Bak her gün daha da sararıp soluyorum. Güze çıkar mıyım, bilmem!”
Kalabalık insan sesini duyunca her ikisi de, sustu. Fısıltı halinde çam ağacı; “çınarcığım yine kıyım başlayacak!”
