BELEŞ YAŞAMAYI ÖĞRENDİN!
Parasız mezar bulsa içine girer. Sözünü bir çok kez duymuşuzdur. Cimri olan birinden para istemek zordur. Canını verir de, parasını vermez. Adamın elinden para alacaksınız! Adamın elinden parasını alacağına canını al, daha iyi!
Öyle insanlar var ki, beleş yaşamaktan çok hoşlanır.
Nerede beleş, oraya yerleş. Beni duyuyor musunuz? Duymasanız bile, okuyorsunuz. Zaten yazı duyulmaz, okunur. Bu küçük notu da size vermeyi uygun gördüm.
Sabahın erken saatiydi. Sokaklar oldukça tenhaydı. İş yerleri yavaş yavaş kepenklerini açmaktaydı. Bazı iş yerleri de, hala kapalıydı.
Oğlunun iş yerine gelen kadın, kapıyı kapalı görünce, biraz tereddüt ettikten sonra kapının önünde beklemeye başladı.
Birkaç dakika sonra merdivenlerden ayak sesi duydu. Orta yaşlı adam, kapıya kadar yanaştıktan sonra; “açmadılar mı?”
başka kentten gelen kadın; “açmadılar, bende onları bekliyorum.”
Adam, öteye beriye bakınır. Kadın, ne için geldiğini sorar. Adam ıkına sıkıla; “bir yere telefon açacaktım da!”
Kadın gülerek; “desene sen de bir beleşçi.”
Bunu niye anlattım, biliyor musunuz? Beleş, yaşamak isteyenler çoğaldı da ondan. Bir kuruşun hesabını yapıyorlar, ya!
Hani bir söz vardır, tam da buraya uygun. “bedava pekmez, baldan tatlıdır.”
Pekmez, baldan tatlı değildir de, bedava, diğer bir fideyle beleş olduğu için tatlıdır.
Hayatın iniş çıkışları vardır. bu iniş çıkışlarda para gündeme gelirse, külahlar değişilir. Niye somurttunuz? Gerçek bu değil mi? Parasız hayat olur mu?
Ne demiş Napolyon; “dünyada en değerli üç şey var. Para, para, para.”
Öyleyse konu nedir? Bunu ben bilmem. Biraz da, siz düşünün!
Öyle, yağma yok. bu konularda herkes elini taşın altına koyacak. Benim elim acır, ben elimi incittim, ben parmağımı kestim. Gibi mazeretlerle gündemi oyalamaya gerek yok.
Neyse halin, çıkacak falın. Bunu da, bilmediğinizi sakın söylemeyin. Bir tekerlemedir. Sakın bilmediğinizi söylemeyin, bu çok ayıp! Siz de,bu tekerlemeyi öğrenenlerden biri oldunuz.
Nasıl olduysa oldu, çiftçinin mısır tarlasına yaban dananmış. Her akşam tarlaya iner, mısırlardan yiyerek, karnını bir güzel doyurur.
Çiftçi sabah tarlasına gidip olanları görünce, feryadı basar. “ulan yaban, seni bir yakalarsam, derini yüzeceğim.”
Fakat akşam olunca, çiftçi derin uykudayken yaban, yine mısır tarlasından karnını doyurur. Sabah aynı tekerleme çiftçinin ağzından dökülür.
Bu durum mısırların hasat zamanına kadar devam eder. Çiftçi hasat zamanı tarlada mısır bulamayınca, “ulan yaban, domuz musun, ayı mısın, bilmem ama sende beleş yaşamayı öğrendin.”
