ANILAR: 15
İşi başarmıştık, artık Pazartesi günü evlerine giden öğrencilerimizi geri çağırmak
zamanı gelmişti.Bunun için elimizdeki beşinci sınıf öğrencilerinden yararlanabiliriz.
kahvelere gelen giden insanlardan yararlanabiliriz.Bir yandan da ilköğretim müdürü
Hakkı Konak'a ve İlköğretim müfettişi Sönmez Yılmaz'a gayri resmi haber
vermek gerekir.
Öğretmenlerle bunları konuştuk.
Ertesi gün, hafta sonu Sabahattin ve Ahmet öğrencilere,,velilere haber verecek,
Ömer'le ben de Maçka'ya ineceğiz.
Ömer evli ve çocukları da var, köyüne gidecek, ben de Maçka'da kalırım.
Sabah kalkıp lojmana geldim.Öğretmenler de yeni yeni kalkıyorlar, kimisi
kahvaltı hazırlıyor, kimi de etrafa çeki düzen veriyorlar, soba yakıyor.
Biraz sonra :
Ömer ben hazırım , artik gidebiliriz dedi.
Kalktık yola vurduk, hani o Maçka'ya kestirmeden ulaşabileceğimiz patika
dağ yolu.
Hava garip bir güz havası.Sıcak, ılık .Hani Karadeniz’de olur ya, yazın sonuna
doğru, günesin soluğun ışıkları.Yazdan kalma, ama artik sona gelindiğini
belli eden ölgün ışıklar.
Ömer’le havadan sudan konuşa konuşa yürüyoruz , bu işsiz, patika yolda.
Ormana gireceğimiz sırada yolun biraz üstündeki bir evden köpek sesleri
geldi.İki tane köpek, havlayarak bize doğru geliyorlar.Biraz duraksadık,
etrafa baktık, yerde taşlar bulduk, köpekler bana mısın demiyorlar, üstümüze
geliyorlar.
-Host, moşt, geç kapına filan dediysek de pek tınmadılar. sahiplerine
seslendik, biraz sonra bir kadın çıktı yaşlı bir kadın bağırdı, köpekler yavaşladı, durdu.
Kadın köpeklerini bağlarken bize de soru soruyor.
-Uşaklar nereye gidersiniz böyle.
Biz de:
-Teyze, biz Livera'ya gidiyoruz.
-Epey yolunuz var, nerden gelirsiniz?
-Biz öğretmeniz , Çayırlar'dan .
-Haa, öyle mı, niye arabalan gitmedunuz sabahtan?
-Böyle geze geze gitmek istedik, hava da güzel, gençlik de var. diyerek ormana
doğru ilerledik.
Kadın arkadan bağırdı:
-Bekleyin da yiyecek bir şeyler vereyim size.
-Sağ ol teyze, hadi hoşça kal , dönüşte köpekleri bağla.dedik ve ormana daldık.
-Hadin gidin güle güle .
Orman güzel, çekici, sakin, dingin, yol inişli yokuşlu arada çimenler ,açıklıklar var.
Solgun güneş arada yüzünü gösteriyor, orman güz kokuyor, nemli bir güz ekşimsi,
etraf çam,kayın, gürgen ağaçları. Gürgenler iyice sararmış, kayınlar da öyle, yari çıplak vaziyette.ağaçların arasından güneş arada yüzünü gösteriyor.
Önümüzdeki yokuşu tırmanarak, Galyan vadisini geride bırakıyoruz.
Artik Livera'nin üst kısımlarındayız. Önümüzde harıl harıl akan bir çeşme var
Suyu ağaç köklerinden çıkıyor.Raşidan mı geliyor acaba?
-Gömülelim mı suya, ne dersin Ömer?
-Gömülelim tabi, üstelik yorulduk da.
-Biraz da dinlenelim, ufak tefek bir şeyler
var mı , atıştıracak.
-Vardır, peynir ekmek, tuzlu balık , hamsi ...vs
-Çıkar bakalım.
Yedik,oturduk, dinlendik, birer kez daha su içtik, kalktık yola vurduk, köye doğru.
Köy, Maçka’nın en bakımlı köyü,,yolları nispetten temiz, evler de öyle, Maçka'nın en
yakın köylerinden sayılır.
Üstelik de yerleşim bakımından Maçka'nın en çeşitli köyü.Tonyalısı var,
Oflusu, Çaykaralısı var, Maçkalısı var, Artvinlisi var, Kısacası var oğlu var.
Ama hepsi kardeş kardeş, el ele vermişler kendi köylerini adam etmişler, tertemiz
pırıl pırıl bir köy.Ayrılıktan kaynaklanan hiç bir sorun da yaşanmamış bu güne kadar.
İndik Maçka'ya .TÖS'e gittik, kim var kim yok?Monşer'den başka kimse yok.
Monşer lokalin işletmecisi, Monşer diyorlar ona, niye diyorlar, kim bu lâkabı takmış
kendisi hoşlanıyor mu, hoşlanmıyor mu, onu da bilmiyorum.
Yorgunluk çayı içiyoruz, biraz sonra Ömer kalktı, köyüne gidecek.Yarin kaç gibi
buluşacağımızı konuştuk, öğleden sonra iki gibi.
Biraz sonra lokalin daimi üyeleri geldi, hoş beş ettik, söyleştik, bana köydeki durumları sordular , ben de ne olup bittiğini anlattım, ilgiyle dinlediler, hoşlarına
gitti.Kalktık çıktık, iki tur atalım dedik, o zaman bu tür turlar için Maçka iki adam
görsün denirdi , biz de öyle yaptık.
O zaman Maçka'da içecek lokanta bulmak zor değildi, istediğin lokantada oturabiliyordun.Maçka'nın yemekleri güzeldir, özellikle haşlaması , döneri..
Biz o zaman ıhlamur ağaçlarının yoğun olduğu yerdeki lokantada oturuyorduk,.Akşam oturduk lokantada , yemek yedik, rakı içtik, güncel
konuları konuştuk , hepimiz kaygılıydık, taraftık, üzülüyorduk, bu işlerin böyle
gitmeyeceği belliydi, acaba Türkiye'yi yakin gelecekte ne bekliyordu?
Beklese beklese bir devrim bekliyordu, Kemalist , Atatürkçü bir devrim.
Peki kim yapacaktı bu devrimi ?
Ordu, gençlik, Atatürkçü aydınlar
Gittim, yattım, yattığım yerde düşündüm , kimdir bu ordu, ordu tek düze bir
sınıf değil, kimdir bu gençlik, kimdir bu aydınlar, kimin aydınlarıydı.Bunların içinde değişik, farklı düşünen insanlar yok mu?Şu küçük Maçka’da bile okumuş yazmışlar
bir araya gelemiyor, geçen toplantıda olanı gördük, hemen ayrı boy çekmeye
başladılar, neymiş efendim sen yerli mişin, ben değilmişim.Hala bu ilkellikler milletin
kafasında.Sonra toplum sınıflardan ibaret değil mı?Sonra dünyayı sömüren bir emperyalizm var.On binlerce yolu kat edip dünyayı talan ediyor.Biz hala daha bunu
görmüyoruz, ayrı gayri düşünüyoruz.Tam bir kasabalı kafası.
Vardır elbet.Toplum sınıflardan ibaret değil mı?
Evet, peki bu insanlar nasıl bir araya gelip de herkesi ortak bir noktada buluşturacaklar?
Yattığım yerde bunları düşündüm, düşünürken de uyuyup kalmışım.
Sabah kalktım, Hakkı Konak 'ı buldum , köydeki son durumu konuştum, okulu
onardığımızı söyledim, Pazartesi eğitim, öğretime başlayacağımızı söyledim.
Memnun olduğunu ,en kısa zamanda ziyaret edeceğini söyledi, müfettişe de söyleyeceğini belirtti, en kısa zamanda beklediğimizi söyleyerek vedalaştık.
Ömer'i bekledim , gelince de geldiğimiz yoldan geri dönüp köye vardık.
