ANILAR -9
Okul yenileniyor, eksikler gideriliyor.
İki öğretmen vardı okulda konuşulabilecek. Ahmet'i aldılar, daha yakin , ulaşabileceği yere verdiler.Onun yerine I'de başka bir Ahmet geldi, Ahmet Çubukçu. Ustalıktan
anlıyor. Sonradan gitti Samsun'da hem ustalık, hem öğretmenlik yaptı, zengin
oldu, para pul sahibi oldu, kendine ait işhanı var.
Konuşurken laf arasında öğretmenlere düşüncelerimi, tasarılarımı anlatıyorum.
Önce şu çatıyı al aşağı, edelim, yeniden kiremitleri dizelim, sonra okulun içine
sıra gelsin, pencereleri değiştirelim, kırık dökük bütün sıraları atalım, yeni masalar
yapalım, öğrencileri küme halinde oturuyorlar zaten, onlara da uygun olur. Sonra
sırasıyla iş bahçeye gelir. O zaman da bahçeyi yaparız. Önce tuvaleti başka bir yere
taşırız, daha güzel bir tuvalet yaparız. Sonra çevre duvarları yıktırırız. Okulun çevresini
yeniden düzenleriz. Kenarlara ağaçlar dikeriz, bir giriş kapısı, yaparız, herkes o kapıdan girer çıkar, düzgün bir kapı olur.Her şey bitince de boyaya, badanaya
sıra gelir, badana , boyuyla da işi bitiririz.
Peki Ahmet öğretmen bu işler ne kadar zaman alır, iş ne zaman biter, yani okul
ne kadar zaman kapalı kalır?
Hesap kitap, en fazla bir ay , en az yirmi gün...
Peki Ahmet öğretmen ne kadar para lazım?
En az iki bin lira.
Peki bu parayı nasıl bulabiliriz?
Okulun yüz yetmiş beş öğrencisi var, öğrenci başına yüz lira düşse bin yedi yüz
elli lira eder, bu da işi hemen hemen karşılar, karşılamazsa da üstünü biz
kendi aylıklarımızdan karşılarız. Para vermeyenler de bedenen çalışırlar.
O halde ne yapmak lazım?
Bunu velilere paylaşalım, onun için bir veli toplantısı yapalım. Burada bu konuyu
açalım , enine boyuna konuşalım .Bakalım ne derler?
Bu köyde lafını kıramayacakları bir adam mutlaka vardır, önce bu insanları
bularak onlarla konuşalım. diyorum ben.
Ömer de diyor ki vardır öyle insanlar, bulalım konuşalım.
Sen ne diyorsun Sabahattin ?
Söylenenlerin hepsine katılıyorum, destekliyorum.
Güzel !
Peki ne zaman harekete geçiyoruz?
Hemen şimdi.
Ama bunun resmi sonuçları olur, milli eğitimden izin mizin almak lazım...
Bunu kim yapacak ?
Ben yaparım , dedim.
Hafta arası bir gün Maçka'ya indim. İlköğretim müdürü Hakkı Konak, baba gibi
adam. Dedim müdürüm durum budur, sız ne dersini, bize yirmi gün okulu tatil
etme izni verebilir mısınız ?
Ben izin mizin veremem, öyle bir yetkim yok, ama sizi sonuna kadar desteklerim,
en azından görmemezlikten gelirim. Ancak ilköğretim müfettişinin de haberi olması
lazım. O da bugün buralardadır, ona da durumu açıkla.
Tamam dedim, çıktım.
Gittim müfettişi buldum, aynı şeyleri anlattım, sonunda dedi ki :
Bak dedi, benim öyle bir izin verme , yada vermeme yetkim yok, Okulun durumunu
çok iyi biliyorum, aynen dediğiniz gibidir, önce böyle bir karar verdiğinizden dolayı,
sizi kutlarım, ben sizi destekliyorum, görmemezlikten gelirim...
Tamam dedim, çıktım , soluğu köyde aldım.
Durumu öğretmenlere anlattım, kimse olur olmaz demedi. Kaldı köyde bizi
destekleyecek adam bulmaya.
Mustafa Çavuşa sorduk, düşündü biraz , sonra dedi ki bun i şi en iyi Hafız Hüseyin
Kurt çözer, onun onayını alalım.
Peki, dedim evi nerededir, gidip bulup konuşalım .
Evi köyün en başında, koyunları, keçileri var. Onları bırakıp da aşağıya inmez pek,
akli başında , ciddi adamdır, beraber gider buluruz, veli toplantısına da katılır.
Ertesi gün gittik bulduk, bizi hoş karşıladı, sohbet ettik, bizim eskilerden sordu,
biz de bildiğimiz kadarıyla yanıt verdik, bize kahve yaptırdı, içtik, durumu anlattık,
tamam dedi, toplantıya katılırım, gereklim olanı da söylerim, sizi desteklerim.
Kalktık, çıktık.
