ANILAR -33
Tanık olduğum bazı olaylar.
Bilindiği gibi Kusera bir orman köyüdür.Orman köyü ne demek ?
Orman, o köyün her şey demek, ekonomisi, yaşamı biçimi , kültürü her şeyi.
Gençliğimde tanıdığım bir İsmail Yılmaz vardı.
İsmail Yılmaz yiğit, deli dolu, sözünün eri bir adamdı Asıl işi ormancılıktı,daha sonra ustalık işleriyle de uğraşırdı.
Köyün gurbete gitmeyen insanları yaz aylarında ormanda çalışır, oradan geçimini
sağlar. Kimi yol yapımında kazma kürekle çalışır, kimi çavuşluk yapar, kimi su taşır.
Kimi de fiilen orman kesiminde çalışır, keser, biçer , arabaya yükler .
Çok zordu o dönemde orman İşçiliği.Şimdi ebetteki teknolojinin gelişmesiyle düne göre işler daha kolaylaştı, işin içine makine girince her şey değişiyor.
O dönemde her yıl Haziran ayında orman işletmesiyle orman köylüsü bir araya gelir o yılki Çalışma koşullarını saptar. Her köyün kendine ait ormanları vardır.
Çalışmada öncelik o köye verilir.Ama köylü çalışmak istemiyorsa o zaman
çevre köylerden çalışmak isteyenlere iş verilirdi.
Ormanda çalışmak isteyen insanlar takım takım bir kişinin önderliğinde toplanır.
Ormanda çalışanların da ortak bir temsilcisi vardır.O da işletmeye karşı
ormanda çalışacak kişileri temsil ederdi.
İsmail Yılmaz da orman konusunda Kusera'nin sorumlusuydu.
Bir gün köy kahvesinde söz döndü dolaştı, orman konusuna geldi dayandı.
Çalışma koşulları, ücret yetersizliği, sigortasızlık... Hiç kimse memnun değildi yaşamından.bazı kararlar alındı.
Kesimin metre küp fiyatı, çalışma saatleri belli olacak, her çalışan sigortalı olacak.
Bu yılki orman işletme ile ilgili toplantıda bunlar konuşulacak, eğer uzlaşı sağlanamazsa kimse çalışmayacak, yabancı köyden de kimse çalıştırılmayacak.
Alınan bu karar doğrultusunda Orman işletmesiyle yapılacak toplantıda bunlar üzerinde pazarlık yapılacak, geri adım atılmayacak.
Toplantı günü geldi , orman işletmesinden bir mühendis geldi
Orman mühendisiyle, İsmail Yılmaz’la oturdu, pazarlık yaptılar ;ancak uzlaşmaya varamadılar.
İsmail Yılmaz benim söylediklerim köyün kararıdır, ondan geri adım atacak değilim.
Mühendisin tutumumu belli, bizim vereceğimiz ücret bellidir, sigorta olarak da
kimseyi elimizdeki yasal durumdan dolayı sigortalayamayız, çalışma koşullarına ise
biz karışamayız, sadece ürünün konuşulan zamanda teslimini isteriz.
Konu orda bitti ve o yil köyde kimse ormanda çalışmadı.
Başka köylerden de çalışan olmayınca o yıl boşa geçti sayılır.
İsmail Yılmaz da daha sonra köy kahvesinde otururken kalp krizinden birden bire vefat etti. Ben dahil herkes onun ölümüne çok üzüldük.
Ondan sonraki yıllarda her şey eskisi gibi devam etti, gitti, her şey orman işletmenin
dediği gibi oldu.
Musa Kaya anne tarafından yakin birisiydi.Musa’nın babası anamın babasının
amcasının oğluydu.
Musa benim çocukluk arkadaşımdı.Ailenin en küçük tek erkek çocuğuydu,
Köyde erkek çocuklar ataerkil aileden dolayı anne, babasının her türlü
hoşgörüsüyle yetiştirilmişti. Böyle olunca da neyin doğru neyin yanlış olduğunu
bir türlü öğrenememişti.Özellikle annesi Havva teyze oğlunu her yaptığı yanlışa ya sessiz kalıyor,yada onu hoş görüyordu.
Beraber ortaokula başladık, sonradan ben ayrıldım İstanbul'a gittim.Arada sırada
mektuplaşırdık.İki sene ayni sınıfta kalınca belgelendi ve okul yaşamı sona erdi.
Zaman içerisinde köy yaşantısına katıldı.Çok ağır işlerde de çalışmazdı, ufak tefek
köy işlerinde , alış veriş vs.
Aile çok yoksul da değildi, çok zengin de orta halli bir aileydi.
Zamanla Musa köyde hayvan alım satımına başladı, bir süre onunla uğraştığı .
Daha sonra bu işi bıraktı,kendi tarlasının bitişine bir bina yaptırdı .Onu da
dükkân ve kahve olarak çalıştırdı.Bir süre de bu islerle uğraştığı.
Her kasabada olduğu gibi Maçka'da da herkes tanıdığı , bildiği esnafla alışveriş yapardı.
Musa da Maçka'da Kuserali Hüseyin emiceyle alış veriş yapardı.Hüseyin emicede
yok yok.Bir köy bakkalına ne lazımda hepsi var.Hayvanlar için gerekli olanlar da
var.Hatta bazen parası olmayana borç para bile verilir,nasıl olsa faizle dağıl mı?
Musa biraz da pohpohlanmaya gelirdi, bazıları ona a ha Kusera'nin ağası geliyor
dediği zaman çok çok hoşlanırdı.Örneğin Musa’nın arabası yoktu, genellikle köye
araba tutar giderdi. Tutuğu arabada tek olmasına rağmen arabaya binen tüm yolcuların parasını o öderdi.Nasıl olsa Kusera'nin ağası ya!
Musa alışverişte de çok titiz , çok,hesapçı değildi har vurup harman savuran bir
tıpti..Bu böyle belli bir süre devam etti.
Borç yiyen kesesinden yer.
Borçları ödemeye sira gelince her şey ortaya çıktı.
Musa'nın karşısına hiç bir zaman parayla ödeyemeyeceği bir borç çıktı, nitekim
ödeyemedi de.O zamanda yaptığı kahveyi ve dükkanı verdi, kendisi de gurbete
çıktı.
Ne yapsın , annesi , babası , karısı elleri böğürlerinde, kalakalmış.
Musa bir süre döndü dolaştı, dikiş tutturamadi, döndü geldi .
Buna karşın annesi Havva teyze yine de Musa'ya toz kondurmuyor, hala umudunu
kesmemiş :
" Ne yapsın uşak, işleri ters gideyi, bir gün mutlaka düzelecek inşallah." deyip kendine teselli veriyor.
Ve bir gün geri kalan tarlasını tapanını da satarak , aldı göçünü çekti gitti İstanbul'a
Musa.Anasını , babasını da geride bırakmadı.Anası sorun çıkarmamıştı , ama babası
istemeye istemeye gitti.
İstanbul Kurt köyde bir zengin vatandaş el tutmuş , onun sayesinde bir yerlere
yerleşmişler. diye duyduk.
Musa'nın babası geri geldi , hastalandı , burada kızının yanında öldü , kaldı,
anası ise geri dönmedi, o İstanbul'da kaldi ve orada öldü ,
Daha sonra Musa’yı yaylada bir dernekte rastladım. Zayıflamış , çökmüş, boynunda ayaküstü bir şeyler konuştuğumu anımsıyorum.İste Musa da böyle bir Musa
O da gurbet ellerde öldü gitti
İste köyler böyle.
Toplumun bütünü ne ise parçası da odur, acımasızdır, kendi gemisini kurtaran kaptandır, her zaman güçlü olanın yasama şansı vardır.O da ona benzemek zorundadır.Nitekim de benziyor.
