ANILAR -27
Kusera'da Yayla Yaşantısı
Yaylaya on yaşında gözümüzü açtık, on yıl büyüklerin arkasından koşturduk.
Dile kolay tam on yıl kaldık yaylalarda.O yüzden gençliğimizin ilk yılları hep
yaylalarda geçmiştir.Çocukken sabahları erkenden kalkmak , ineklerin peşinden
gitmek , öğlene kadar ormanlarda inekleri beklemek , öğlende gelip inekleri
ahıra koymak , kendin de bir şeyler yiyip bir kenara çekilip uyumak, ondan sonra
da kalkıp yeniden ineklerin peşine gitmek ...arda kaçamak yapmak, çelik çomak
oynamak, top koşturmak, büyükleri kızdırmak günlük rutin işlerdi.
Aslında her yıl yayla düşleri mayıs ayında köyde başlar.
Mayıs ayının birinde yaylaya bekçi tutulur.Bekçi tüfeğini alarak yaylaya çıkar.
Bekçinin yaylaya çıkmasıyla her taraf nezir ilân edilir . Nezir demek bir ay süreyle
yaylaya hiç bir koşulda yaylaya hayvan girmeyecek demektir.Yaylanın otuna
zarar vermemek.
Bir ay sonra hep birlikte önceden kararlaştırılan günde yaylaya çıkılır. Çıkış gece
saatlerinde yapılır.İnekler süslenir,püslenir.Sabahleyin herkes hayvanını çıkarıp
otlağa salar, yayla çayır gibidir , hayvanlar kısa sürede karınlarını doyurur,
ahıra alınarak sağılır.O günlerde her evde bol bol süt vardır.Hayvanlar günde üç
öğün sağılır.On kilo süt verimi olan inek yirmi kilo süt verir.O yüzden kiraz ayında
yapılan yağın, peynirin değeri her zamankinden üstündür.
Hemen hemen çevremizdeki,bütün yaylalar birer meradır.
Peki mera ne demektir?
Mera devlete ait otlakların bulundukları çevre köylere hayvan otlatmak amacıyla
tahsis edilmiş araziye denir.
Maçka meracılık açısından zengin bir memlekettir.Yaylası çoktur.Hemen hemen
her köyün bir yaylası vardır.
Kusera yaylasına Zenaşitka denir. Belli ki eski Pontusça bir sözcük.
İki köye bağlı bir yayla demektir.Kusera ve Zenha.Son zamanlarda ağırlık
Kusera'ya geçmiştir.Zanhalilar yaylayı daha çok yazlık için kullanıyorlar.
Zamanında Osmanlılar döneminde devlete ait araziler bir fermanla beraber bu
iki köye tahsis edilmişti.Kusera ve Zanha yan yana iki köy.
Kusera'nin yeni İsmi Orman üstü, Zanha'ninki Çeşmeler.
İki köy de Mulaga vadisinde.
Mulaga deresinde, yukarda yaylada birleşiyorlar.
Her köy yaylasına gözü gibi sahip çıkar.
Zenhaşutka sevimli bir yayladır, geniş ormanları vardır.Paparza yaylasından
tutun da Taşoluğu'na kadar .
Yaylanın cayır, çimen kısmı biraz darcadir, ama çok güzel bir teras gibidir.Tatlı meyilli
iki yamaç, her ikisine evler birbirine bakar vaziyette sıralanmış, ortadan küçük bir çay
o çay diğer akarsuları toplaya toplaya aşağılarda gelir Vazelon ismini alarak Hamsiköy Deresi'ne katılır, oradan da nerelere gider kim bilir?
Karadeniz, Boğazlar, Marmara, Ege, Akdeniz, Okyanus.
Yaylanın her tarafından ayrı bir görüntü vardır.Bir tepesinden Hamsiköyu görürsünüz ,
diğer tepesinden Mulaga yaylalarını, Beypinarari, Haya Yaylasını, Yeriyi,Levagra'yi,
Lişer'i , Paparza'yi, Papara'yi... Öyle bir yayladır işte.
Bu yaylalar eskiden şenlikti, o zamanlar Türkiye'nin nüfusu da daha azdı, basacak yer bulamazsın.Örneğin ben on dokuz yaşındayken Zenaşutka'da yetmiş hane yaşardı,her ailenin yanında iki üç çocuk vardı , eskiden çocukları yaylaya götürmek olmazsa olmazdı.Bin altı yüz baş sığır, sekiz yüz koyun, iki yüz keçi en az da elli altmış at, eşek, katır. Sabah oldu mu saat altıda yaylada curcuna başlardı,çocuk sesleri, kadın bağıntıları ,ineklerin kelek, çıngırak sesleri , melemeleri ...tam bir orkestra. Diğer yandan da güneş ışığı evlerin etrafındaki ahşap aralıklardan içeri sızar, pırıl pırıl sabah ışıkları, tam bir görsel şölen oluşturur.Et üretilir, süt üretilir, yağ uretilir, peynir üretilirdi. Üretim fazlası çarşamba günleri pazara götürülür, satılır, yerine baska gereksinimler alınır, yaylaya dönülürdü.
Yayladan dönüş serbestti.İsteyen istediği zaman yayladan ayrılanılırdı.
Yalnız dönüşte Yaylayla köy arasındaki mezereye uğrayacaklar zamanlarını ona
göre ayarlamaları gerekir.Oralarda çayirlar vardır, o çayırların biçilmesi gerekir
oralara göçebilmek için.O da yaklaşık Ağustos'un sonu;Eylül'ün başlangıçları
demektir.Bu mezereler de Kankoloy, Kanavur, Taşoluğu, Vadön, Findiklik'tir.
İşte böyleydi yaylayla köy arasındaki yaşantı.
Devam edeceğiz bundan sonra.
İSMET EYÜBOĞLU
OKURYAZAR ÖĞRETMEN
