ANILAR- 12
Toplantı iyiydi, başarılı oldu. İlk kez köylülerimizle bir araya geldik, onlar bizi
tanıdılar, biz de onları tanıdık.Hem dertlerimizi konuştuk, hem de çocuklarımızı.
Sonunda muhatap olacağımız bir komite de ortaya çıktı.Artik köylülerimizle
aramızda çok uzun bir mesafe yok, epey bir yakınlık sağladık , daha rahattık
Öğretmen arkadaşlarımız da öyle, bu da bizim morallerimizi olumlu yönde
etkiledi.Düne göre daha hevesliyiz, derslere daha Coşkulu giriyoruz.
Sonuçtan herkes memnun.
Ders dışı zamanlarımızda kahvelere gidiyoruz. Köylülerimizin yaptıkları sohbetlere katılıyoruz.Nükteler bazen kaba saba ama olsun, biz de belli bir düzeyi
koruyarak katılıyoruz.
Köyün geçmişinde gurbetçilik var.Halen de var.Şimdi daha çok yurt dışındalar.
Almanya'da falan.Zaman zaman gelirler, insanlar onları hayran hayran karşılar.
Nükte yapar, takılırlar, onlar da oralarda yaşadıklarını anlatırlar.
Neye hayret eder insanlarımız?
Oralardaki programlanmış iş düzenine, devletin çalışanlara karşı tutumuna,
onlara sağladığı olanaklara, Sokakları süpüren bir çöpçünün bile bir iş disiplini
var,günlük çalışma saatleri, ücreti, sağlık güvencesi,barındığı yurt ...vs
Bir de buraya bakıyor insanlar, hiç birini göremiyorlar, göremeyince de hayıflanıyorlar.
Oysaki orada yaşanan durum ortada, onlar bir insanın yaşayabileceği asgari
koşulları dışarıdan gelen işçilere sunmuşlar, kendi işçilerine bunun kat kat fazlasını
sunuyorlar fakat olsun, buradaki koşullardan sıyrılıp oraya gitmiş ya,dişinden
tırnağından kesip artırdığını memleketine götürüp yatırım yapacak.Oysa burada
kalsa neyin sahibi olacaktı, hiç bir şeyin, aha buradakilerin hali ortada, boş boş,
avara avara otur da dur kahvede.
Arada bir Fazlı usta gibi farklı bir şeyler denemeye kalkarsın,diyelim ki bir
tarlayı daha kolay, daha çabuk bellemek için bir araç bulmaya çalışsan
olursun milletin oyuncağı, herkes seni makaraya sarar,,yok Fazlı usta, şöyle olsa
böyle olsa, bu aracı yaptın, bunu yukardan aşağıya sürdün indin, tamam da
aşağıdan yukarı nasıl olacak, hiç düşündün mü?
Kızarsın, bağırırsın,,hatta söversin,,hiç aldırmazlar, acaba bende mı bir hata var,
diye kendi kendine kuşkulanırsın,,acaba dövmeyi mi beceremiyorum.
Buradan yurt dışına gidenler onların kendi işçilerinin yapmak,istemedikleri işlerin
sahibi oluyorlar, yada onların işçilerinin yardımcıları oluyorlar.Kendi işçileri
yönetiyor, yabancı işçileri.Ama olsun kimsenin kimsede gözü yok, gurbetçi
nasıl,olsa sonunda emekli olup kendi memleketine dönecek.
Gurbete çıkarsın, o da ayrı bir dert.Gitsen gitsen nereye gidersin?
Diyelim ki Zonguldak'a gittin. Orada kömür var. İs buldun, çalışıyorsun, yerin
yedi kat dibinde.Çalış çalış, en sonunda hasta olup dönersin, Ahmet dayı gibi.
Ahmet dayi öyle olmadı mı?Yıllarca Zonguldak'ta kaldı, en sonunda emekli
oldu,,döndü geldi.Şimdiki durumu da ortada.Öylesine yerin altına alışmış ki
artik temiz hava dokunuyor adama.Ciğerlerinden hastalanmış, doktorlar da öyle
diyor, ciğerler kirli havaya alışmış, temiz havadan rahatsız oluyor, üstelik de
tedavisi de yok, öksürüp duruyor.Doğru değil mı Ahmet dayı?
Doğru doğru evlat doğru.Ne yapalım gittiysek o kıvırcık memleketine keyfimizden
gitmedik, rızık için gittik.Bizden önce de gidenler vardı, onlar da ayni oldular, hepsi
rahmetli oldu gitti, halen gidenler de var.Şimdi de git gel doktorlara.Orası insanın
ömrünü yiyor, tabii sağ kalırsan, bir de ani bir afat gelir seni de alır götürür, senin
gibilerini de.Bir grizu patlaması ...Biz sağ kaldık,kalmasına ama ne yapacaksın
böyle sağ kalmayı.
Köylü müsün, toprağın olacak. Toprağını işleyeceksin, oradan geçineceksin, isin
gücün o olacak, ürün elde edeceksin, götürüp pazara satacaksın,ürünü para edecek,
hayvancı mısın , meran olacak, yaylan , yaylımın olacak, hayvanını götürüp yayacaksın, mahsulünü satacaksın, geçimini oradan sağlayacaksın, biz ne köylüyüz ne de kentli.
Dönelim okula. Toplantı sonu oluşturulan komiteden hiç bir haber yok.Öyle kaldı.
Kimseden ses soluk çıkmıyor.Aradan bir hafta geçti.Öğretmenlerle her gün bir
aradayız, bekliyoruz.
Arda yolda izde görüşüyoruz, ne yapıyoruz,ne zaman bir araya geliyoruz?
Kaçamak cevaplar veriyorlar.
Bir gün öğretmenlerle konuşurken dedim ki :"Yıkmadan yapmak olmaz, önce yıkacağız ki sonra yapabilelim.Öğrencilerden araç gereç isteyelim, önce çatıya çıkalım, çatıyı al,aşağı edelim, ondan sonra da şu tuvaleti ortadan kaldıralım, öğrencileri de evlerine gönderelim, yirmi gün okula gelmesinler, sadece bize yardımcı olabilecek ayaklı güçlü öğrenciler gelsinler. "
DEVAMI HAFTAYA
