DUYGU KARAHASANOĞLU


SUSKUN YÜREKLER YARALI

  Yürekler yandı, hayaller söndü


                                       SUSKUN YÜREKLER YARALI

 

                       Yürekler yandı, hayaller söndü. Gelecek umutları yok oldu. Dünyadaki yaşamları sona erdi. 

Depremin yaraları yavaş yavaş sarılmaya başladı. Yıkılan binaların enkazından kurtarılan  canlar, yeni hayatlarına zor da olsa alışmaya başladı. 

                       İki ayrı büyük depremin yarattığı felaket, Türkiye’yi derinden sarstı. Yardımlar peşi sıra afet bölgesine gitti. Karınca kararınca herkes yardımda bulundu. Oluşturulan gruplarda kendilerine göre yardıma çağırdı. 

                      Enkaz yığınına dönen bir yapıda Habibi Neccar camisiydi. Antakya’da olan bu cami Anadolu’nun ilk cami olma özelliğini de taşıyordu. Bugüne kadar bir çok deprem gören Habibi Neccar camisi son depreme direnemeyerek yerle bir oldu. 

 Kur'an-ı Kerim'de, Yasin Suresi'nde, bir şehir halkına, Allah'a inanmaları için gönderilen iki elçi ile daha sonra onları desteklemek için gönderilen üçüncü bir elçiden söz edilir.Halkın bu elçileri yalanlamaları üzerine, şehrin öbür ucundan koşarak gelen bir adamın onlara iman etmesi üzerine öldürülmesi ve cennetle müjdelenişi anlatılır. Şehrin öbür ucundan gelerek elçilere inanan ve bu yüzden şehit edilen kişi de Habibi Neccar'dır. Bu nedenle Habibi Neccar, "Sahib-i Yasin” olarak da anılmıştır

                      Kahramanmaraş’ın ilçelerinde meydana gelen depremler bir çok tarihi yerleri de, yerle bir etti. Yıkılan binaların enkazları kaldırılırken bir çok hikayede kendiliğinden sönüp gitti. Moloz yığınları arasında kayıp giden canlar için dünyanın meşakkati de, sona erdi. 

                     Soğuk bir kış günüydü. Gece sabaha hazırlanıyordu. Siyah örtü henüz çekilmeden dağlar ağarmadan önce Pazarcık’ta 7.6 şiddetindeki deprem binalarda yaşayan canlıları uyandırdı. Sonrası malum!..

Beyaz bir dumana uyananlar, ne olduğunu anlamadan çöküntülerin altında kaldı. Çöken binalar gibi hayatlarda öyle çöktü. Öteye beriye koşan insanlar yakınlarını enkaz aralarında aradı. Canlı yada cansız bedenler, gün yüzüne çıkarıldı. 

Her şey sanki bir rüyaydı. Öyle bir rüyaki herkes aynı rüyayı gördü. Görülen rüya yürekleri sızlattı. Vicdanlar suskun, yürekler yaralı. Dudaklarda acı bir tebessüm. Gören gözler neler görmedi ki, duyan kulaklar neler duymadı ki, 

                   Soğuk bir akşam da, üşüyen eller belli belirsiz dudaklardan dökülen sözcükler, bir yakınını kaybetmenin telaşıyla sağa sola bakınan yaşlı gözler. Ovuşturulan eller, ne yapacağını bilmez çaresiz bir duruş. Git geller yaşayan yüreğinde ince bir sızı. 

Kentleri yerle bir eden depremin yarattığı bunalım uzun süre hafızalarda saklı kalacak.  Diz çöker gibi duran katlı binaların görüntüsü bir çok şeyi zaten anlatıyor. 

Art arda göz altına alınan mütahitller, inşaat mühendisleri… kısaca binayı inşa edenler,  yargı önünde hesap verecekler. 

Ancak giden kaybolan canları hiçbir şekilde geri getirmeyecek.