SABIR
Bir zaman Cüneyd-i Bağdâdî’nin gözlerinde ağrı meydana geldi. Tabip çağırdılar, gelen tabip, Hıristiyan’dı. Muayene edip;
“Gözlerinize su değdirmeyeceksiniz.” dedi.
Cüneyd-i Bağdâdî;
“Su değdirmesem nasıl abdest alırım?” deyince, tabip;
“Gözleriniz size lâzım ise su değdirmeyeceksiniz.” dedi.
Cüneyd-i Bağdâdî abdest alıp namaz kıldı ve namazdan sonra bir miktar uyudu. Uyandığında gözlerinde hiç ağrı kalmamıştı. O anda duyduğu ses;
“Yâ Cüneyt! Sen bizim için gözlerini feda ettiğin için, biz de senden o ağrıyı aldık.” diyordu.
Bir zaman sonra Hıristiyan tabip tekrar geldi. Baktı ki gözleri tamamen iyi olmuş. Hayret edip;
”Nasıl yaptın da iyi oldu?” dedi.
Cüneyd-i Bağdâdî olanları anlatınca, Cüneyd-i Bağdâdî’nin elini öpüp iman etti ve;
“Esas ağrıyan göz sizinki değil benim gözlerim imiş. Hakikatleri göremeyen ben imişim” dedi.
****
Rumelili yüzbaşı İbrâhim Ağa adında bir kimse Bolu’da bir müddet vazife yaptı. Memleketine döneceği zaman Mustafa Sâfî Efendiyle vedalaşmak için ziyaretine gitti. Vedalaşıp giderken yüzbaşı İbrahim Efendiye;
“Yolculuğunuz sırasında sıkıntıya düşerseniz bizi hatırlayınız. Selâmetle memleketine ulaşırsın.” dedi.
Yüzbaşı İbrahim Ağa bir gemiye binip yola çıktı. Denizde bir müddet yol aldıktan sonra fırtına çıkıp, bindiği gemi batmaya yüz tuttu.
Yüzbaşı İbrahim Ağa suyun dibine doğru batarken Mustafa Sâfî Efendinin kendisine vedalaşırken söylediği sözü hatırlayıp, Allahü Teâlâ’nın izniyle Mustafa Sâfî Efendinin ruhaniyetinden yardım istedi. O anda Mustafa Sâfî Efendi gözüküp onu elinden tuttu ve sudan çıkardı. Sonra da;
“Suyun üzerinde bağdaş kur otur! Korkma bir gemi gelip seni kurtaracak!” buyurmuştur. Biraz sonra bir gemi gelip onu kurtarmış ve memleketinin sahiline götürüp bırakmıştır.
Bu hâdiseden sonra Yüzbaşı İbrahim Ağa memleketinden Bolu’ya giderek Mustafa Sâfî Efendiye talebe olmuş ve ömrü boyunca orada kalmıştır.
****
Japon çocuğun tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı. Fakat ailesi buna izin vermezdi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti. Ailesi çocuğun moralinin çok kötü olduğunu görünce ona bir karate hocası tuttu. Hoca ilk dersinde çocuğa karsısındakini sağ koluyla tutup üstünden savurmayı gösterdi. Hatta ikinci, üçüncü ve sonraki bütün derslerde hep aynı hareketi yapıyorlardı.
Çocuk bir gün hocasına "hocam ben çok sıkıldım, artık başka hareketlere geçsek" dedi. Hoca ise bunu kabul etmeyerek dünyada bu işi en hızlı yapan kişi olmadıkça bitirmeyeceğini söyledi. Çocuk o kadar hızlanmıştı ki, hocasını bile göz açıp kapayıncaya kadar yerden yere vuruyordu. Bir gün hoca elinde bir kağıtla geldi kağıtta çocuğun gençler karate şampiyonasına katılabileceği yazıyordu. Çocuk çok şaşırdı. Ertesi gün salonda ilk rakibinin karşısına çıkacakken heyecanla hocasına sordu, "hocam bu iş nasıl olur? Ben sadece tek hareket biliyorum kesin kaybederim". Hocası ise "sen sadece hareketi yap" cevabını verdi.Çocuk ringe çıktı ve hareketiyle rakibini eledi. Hatta tek hareketle finale kadar çıktı. Finalde karşısında kendisinin iki katı birisi vardı. Önce çok korktu ama gene bildiği hareketi yaparak son rakibini de yendi ve şampiyon oldu.
Sevinçle hocasının yanına koştu ve sordu "hocam nasıl olur, anlamıyorum, sadece bir hareket biliyorum, tek kolluyum ve şampiyon oldum".
Hocası çocuğa baktı ve dedi ki, "senin yaptığın hareket karatedeki en zor hareketlerden biridir. ..
Ve bir tek savunması vardır o da, rakibin sol kolunu tutmak".
