Fatma Karahasanoğlu


        ÖĞRETMEN VE ÇİLEK 

Diyarbakır'ın bir dağ köyünde ilköğretimde görev yapan öğretmen Matematik dersinde; “Bir kasada şu kadar çilek varsa, on kasada kaç çilek vardır?”


                               ÖĞRETMEN VE ÇİLEK 

           

                    Diyarbakır'ın bir dağ köyünde ilköğretimde görev yapan öğretmen Matematik dersinde; “Bir kasada şu kadar çilek varsa, on kasada kaç çilek vardır?”

öğrencilerine sorar.

Öğrenciler; “Öğretmenim çilek ne?” Deyince.

Öğretmen; “İşte çocuklar çilek bu.” Der.

Öğrenciler; “Biz hiç çilek yemedik.” Derler.

Bunun üzerine öğretmen pes etmez.  Bursa’daki tarım firmalarına toprak numunesi yolarak; “ Bu toprakta çilek yetişir mi ?”

Bursa’daki firmalardan cevap gelir; “Evet Diyarbakır şartlarında çilek yetişir.”

Hatta mektubun yanında çilek fideleri ve yetiştirme şeklini anlatan bir tarif yolluyorlar. Öğretmen öğrencilere okur çileğin nasıl yetiştirileceğini anlatır.

Öğretmen bahçeye çıkarak; “Bu sene size matematikten sınav yok.”

Öğrenciler, şaşırarak nasıl not alacaklarını sorarlar.

Öğretmen öğrencilerinin hepsine çilekleri fidanı diktirir. Can sularını verdikten sonra her birine dörder çilek fidesi verip; “Şimdi gideceksiniz evinize anne babanıza ben size nasıl öğrettiysem sizde onlara öyle öğreteceksiniz.” Der.

Çocuklar evlerine dönerek, anne babalarına çilek fidanı dikimini anlatırlar ve dikerler.

Öğretmen öğrencilerine; “Çilek mevsimi gelince, on tane çileği tabağa koyup getirip, not  alacaksınız.”

Çocuklar, tabaklarla çilek getirirler. Öğretmen çilekleri sayar eksik getirenlere de tam not vererek; “Çocuklar nasılmış tadı?” sorar.

Öğrenciler; “-Valla ucunda not vardı diye yiyemedik.” Derler.

Öğretmen bunun üzerine; “Hadi bakalım yiyin.” Der.

Çocuklar, çilekleri ağızlarını burunlarına bulaştıra bulaştıra yiyor.

 Aradan iki yıl geçtikten sonra çilek girmemiş o köyün halkı şu anda Diyarbakır’ın pazarında çilek satıyorlar.

                  Bir öğretmen sadece tahta ders anlatan değil, hayatı da, anlatan olmalı.