Fatma Karahasanoğlu


O GÜNDEN, BUGÜNE

Zamanla birlikte alışkanlıklarda değişti.


                                                O GÜNDEN, BUGÜNE 

                                 Zamanla birlikte alışkanlıklarda değişti. Her yeni yıl önceki yıllarda ki yaşantıdan farklı olmaktadır. 

Neredeyse bir önceki gün, aranır hale geldi.  Her değişim ruhlarda farklı tahribatlar yapmaktadır. Kentlerden kırsal alanlara geziye gidenlerin sayısı arttıkça, köy yaşantısı özlenir hale geldi. 

                              Yıllar önce bilinçsizce kentlere göçler başladı. Köyler yavaş yavaş boşalmaya başlarken kentlerde o oranda göç alıp, artmaya başladı. 

Bu göçler olurken, kentlerin alt yapılarına hiç bakılmadı. Gelişi güzel göçlerle gecekondular bir anda mantar gibi türedi. 

Bunun yanı sıra kültürler de birbirlerine karıştı. Gelenek göreneklerde farklı illerde göç edenlerle karıştı. Gecekondularla başlayan kent hayatları yavaş yavaş yerini apartman kültürüne bıraktı. Boş arsalar, apartmanlarla dolarken, köylerden kentlere göç edip gecekondu yapanlarda artık evlerini müteahhitlere kat karşılığı vermeye başladı. Giderek, artan bu anlayış zaman içerisinde kentleri beton yığını haline getirdi. 

Evliya Çelebi; “İstanbul’dan, Şanlıurfa’ya kadar bir sincap hiç toprağa basmadan ağaçlar üzerinden gider.” 

Bugün böyle bir şeyin mümkün olmadığı açıkça gözler önündedir. Betonlaşmalarla dolan kentlerde yaşam artık zorlaştı. 

                              Eskiden her şey çok daha farklıydı. İsterseniz birlikte o eski yıllara dönelim. Bilenler hatırlar, bilmeyenlerde öğrenmiş olur. 

Ağaçlar arasındaki toprak  yoldan sekiz dokuz kafile, onar, on beşer inekleriyle ağır ağır yürüyor. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı her biri gücü nispetinde bir eşya taşıyor. Kimi yiyecek çantasını, kimi su bidonunu, kimi de, yere serecek oldukları kilimleri taşıyor. 

Ağaçlar arasında yeşil örtü gibi serilen çimenler, ineklerin ağzına layık bir şekilde durmaktadır. Hayvanlar,  ağız dolusu otlarken, yaylaya gidenlerde biraz soluklanma fırsatı elde ederdi. Çocuklar bir araya toplanıp hemen oyun kurardı. 

İneklerin her birinin başında çıngırak, süsler ve boncuklar rengarenkti. 

Kafilenin yaşlıları yavaş yürürdü. İnekler kah otlayarak kah durarak yayla yolunu şenletirdi. . Bağrışlar çağırışlar derken yayla yolu eğlenceli bir hal alırdı. Acıktıklarında yer sofrası kurar hep birlikte yerlerdi. Yiyeceklerini paylaşır, ayrı gayrı iş görmezlerdi. 

Yayla yolunun en şenlikleri hiç kuşkusuz buzağılar olurdu. Erken yorulur, toprak yolda gelişi  güzel otururlardı. Bazen bu oturmalar uzun sürerdi.  Gün açmadan başlayan  yayla yolculuğu, akşama değin devam ederdi. 

Yaylanın düzlüğüne uçsuz bucaksız çayırlarına koşarak giden inekler, özgürlüklerine kavuşurdu. Tek katlı yayla evleri, uzun kış mevsimiyle birlikte biraz hırpalanmış olurdu. Kiminin çatıdaki çinkosu kopmuş, kiminin tahta kapısının kilidi atmış, kiminin de evin önündeki çit yıkılmış olurdu. Erkekler tamirata, kadınlarda getirdikleri eşyaları düzeltmeye başlardı. Çocuklarda yolda yarım kalan oyunlarına devam ederdi. 

                               O hayattan bugüne sadece anlatılan anılar kaldı.