Fatma Karahasanoğlu


NASREDDİN HOCA FIKRALARI(3)

Nasreddin Hoca ateş yakmak için duvarda asılı olan körüğü alır ve ateşi körüklemeye başlar,


                            NASREDDİN HOCA FIKRALARI(3)

 

                    Nasreddin Hoca ateş yakmak için  duvarda asılı olan körüğü alır ve ateşi körüklemeye başlar, işini bitirdikten sonra da körüğün ağzını iyice bağlayarak yerine asar. Bütün bu olanlara bir anlam veremeyen Hoca’nın hanımı; “Yahu Hoca Efendi, bu körüğün ağzını niçin bağlıyorsun?” der. 

Hoca; “Yahu hatun, bunu bilmeyecek ne var? Eğer körüğün ağzını tıkamasam içerisindeki hava uçup gidecektir. Biliyorsun ben savurganlığı sevmem.” der.

                            ***

                 Bir dostu Nasreddin Hoca’ya birkaç kilo keçi boynuzunu hediye getirir ve; “Hocam, çam sakızı çoban armağanı, bizim oralarda olanlardan sana hediye getirdim.” der. 

Hoca Efendi, keçi boynuzlarını ve dişlerini şöyle bir kontrol ettikten sonra; “Sağ ol komşu, bir gram bal için bir birkaç kilo odun yiyemem.” der.

                              ***

                  Hoca, her zaman tıraş olduğu berberin dükkânına vardığında ustanın gelmediğini görür, fakat tıraş da olması gerekmektedir. Ne yapsın kalfanın koltuğuna oturur. 

Kalfa, Hoca’nın yüzünü şöyle güzelce sabunlar ve usturayı eline alır. Usturayı her kullanışından sonra kopardığı pamuğu Hoca’nın yüzüne yapıştırır. 

Bir pamuk, iki pamuk derken Hoca’nın bir yanağı bembeyaz olur. Yüzünün kesilmesine daha fazla dayanamayan Hoca koltuktan kalktığı gibi cübbesini giyer ve kavuğunu başına geçirir. Bu durum karşısında şaşıran kalfa; “Hocam, nereye böyle daha tıraşın bitmedi.” deyince Hoca; “Aman oğlum, görmüyor musun yüzümün bir tarafına pamuk ektin, izin verirsen öbür yanına da ben keten ekeyim .” der ve gider..

                                            ***

                    Hoca günün birinde Akşehir’deki bağına üzüm kesmeye gider. Kestiği üzümleri bir sepete doldurduktan sonra eşeğine binerek evinin yolunu tutar. 

Bağ dönüşü karşılaştığı mahallenin çocukları Hoca’nın eşeğinin başını tutarlar; “Hocam üzüm, Hocam üzüm…” demeye başlarlar. 

Hoca üzümü vermeden geçmenin mümkün olmadığını anlayınca sepetten çıkardığı bir salkım üzümü çocuklar arasında paylaştırır. 

Çocuklar dağıtılan üzümü az bulurlar. İçlerinden biri; “Hocam, bu ne, bu kadar çocuğa bir salkım üzüm yeter mi?” der. 

Hoca daha fazla vermek istemez ama çocukları da kırmak istemez; “İyi de çocuklar, bunların hepsi aynı bağın üzümü. Birinin de bininin de tadı aynı değil mi?”der.

                                        ***

              Nasreddin Hoca bir Ramazan ayının yaklaştığı günlerde doğduğu Sivrihisar’daki yakınlarını ziyarete gider. Şehrin girişine vardığında,herkes toplanmış gökyüzünde Ramazan ayı doğacak mı, doğmayacak mı, ona bakıyor. 

Hoca dayanamayıp; “Hayırdır, neye bakıyorsunuz?” deyince, 

halk toplu hâlde; “Ramazan ayına bakıyoruz.” der. 

Bunun üzerine Nasreddin Hoca; “Yahu hemşerilerim, bizim Akşehir’de bunun araba tekeri gibi olanına bile bakmazlar, siz incecik ayı göreceğiz diye vaktinizi boşa harcıyorsunuz!” der ve yoluna devam eder.