MEKTUPLAR!
Siz değerli okuyucularıma bir soru yöneltsem, en son ne zaman bir mektup yazdınız yada okudunuz?!
Hiç kuşkusuz alacağım yanıt; “uzun zamandır mektup yazmadım ve okumadım.” Olacaktır. Cep telefonları ve internet yaygın olmadığı yıllarda mektuplaşma belli başına bir görev ve iletişim araçlarının başında gelirdi. Evlerde, iş yerlerinde sabit telefonların yaygın olduğu yıllardı.
Gurbette yakını olanlar, mektupla haberleşirdi. Yaşadıklarını mektupla yakınlarına bildirirdi. Yakınından gelecek olan mektubu sabırsızlıkla beklerdi.
Ailesinden uzakta olan herkes o yıllarda mektup yazarak, günlük olaylarını satırlarla anlatırdı. Kurulan cümleler oldukça düzgündü.
Kelimeler özenle seçilir, mektup başlıkları sevgi dolu sözcüklerden seçilirdi. “sevgili anneciğim… sevgili babacığım… kıymetli eşim… canım ablacığım…çok sevdiğim arkadaşım… biricik ağabeyciğim… çok değerli dayıcığım… çok değerli amcacığım… canım halacığım…canım teyzeciğim…” gibi başlayan mektuplar, aynı sıcaklıkla devam ederdi.
Mektuplar, sevgi, hasret dolu olurdu. Okumaya giden, bir öğrenci annesine yazdığı mektupta özleme karışık ince bir sitem olurdu. Anne, hiçbir zaman çocuğuna kıyamadığından çocuğun sitemine de, aldırmazdı. Anne şefkatiyle çocuğunun mektubuna cevap verirdi.
Mektuplar kime yazılmışsa mutlak suretle karşılığı yazılırdı. Hiçbir mektup cevapsız bırakılmazdı.
Bayramlarda tebrik kartı postaya atmak da, unutulmazlar arasındaydı. Çeşit çeşit tebrik kartları postanelerin önlerinde müşterilerini beklerdi. Kart postallar; manzaralar, sevimli hayvanlar, küçük çocuklar, renkli kalplerden, çiçeklerden vs. oluşurdu. Tebrik kartı kime gönderilecekse, kartlar ona göre seçilirdi.
Seçilen tebrik kartların arkasına, hangi dini bayram kutlanacaksa, cümleler o bayramın ismiyle başlar, kutlamayla sona ererdi. Kartın en alt köşesine gönderenin adı ve soyadı mutlaka yazılırdı. Tebrik kartlarının zarfı kapatılmaz, postaya açık olarak atılırdı. Mektuplara göre daha ucuz pulla alıcına ulaştırılırdı.
O yıllarda mektuplar, büyük önem taşırdı. Postacının yolu gözlenirdi. Postacı, ne zaman mektup getirecek diye günler sayılırdı. Postacı mahalleye çantasıyla girdiğinde evlerinin penceresinden bakanlar; “bana mektup var mı?” postacı önce isim sorar sonra zarfların üzerini okurdu. Mektup varsa; “evet, sana bir değil iki mektup var.” Derdi.
Yoksa; “hayır, sana bugün mektup yok.”
Postacı mahalleden biri gibiydi. Her gün mutlaka bir eve mektup bırakırdı. Her mahalle postacıyla dost ve arkadaştı. Birbirleriyle selamlaşır, hal hatır sorarlardı. Mektup olsun olmasın yolda karşılaştıklarında birbirlerinin sorunlarını dinlerlerdi.
Postacılar o kadar sevildi ki, dilden dile dolaşan türkü bile yakıldı. “bak postacı geliyor, selam veriyor, herkes ona bakıyor merak ediyor. Haydi git güle güle uğurlar olsun, ellerin dert görmesin kısmetle dolsun.”
