DUYGU KARAHASANOĞLU


İKİ METRELİK BEZ

Dedem Korkut’un Deli Dumrul hikayesini bilmeyeniniz sanırım yoktur. Ben yine hikayeden bilmeyeniniz olursa, biraz özetleyeyim.


                               İKİ METRELİK BEZ

 

                Dedem Korkut’un Deli Dumrul hikayesini bilmeyeniniz sanırım yoktur. Ben yine hikayeden bilmeyeniniz olursa, biraz özetleyeyim. 

Deli  Dumrul kendisine göre kural koyar. Bir köprü yapar. Köprüden geçenlerden üç akçe, köprüden geçmeyenlerden beş akçe ister. 

Köprüden geçmeyenler beş akçe vermek istemese de, Deli Dumrul zorlan alır. Deli Dumrul kendisini öyle farklı görür ki, Azrail’e dil uzatacak  kadar ileri gider.

Köylülerden biri, Deli Dumrul’a ileri gittiğini söylese de, Deli Dumrul kibrinden ödün vermeyerek, köylüye karşı çıkar. 

Bir gün Azrail Deli Dumrul’un karşısına çıkar. Ve Deli Dumrul’a der ki,; “sen misin benimle alay eden?” Deli Dumrul, önce Azrail’i tanımaz ve kibirli, sözlerine devam eder. Ancak Azrail’i tanıyınca, korkup titremeye başlar. Söylediği sözlere pişman  olur. Diz çöküp af  isteyerek, canını almaması için yalvarır.

Azrail, yalvaran Deli Dumrul’a can  karşılığında canının bağışlayacağını söyler. Deli Dumrul, canına karşılık, önce annesinden sonra babasından canlarını ister. Her ikisi de, canlarını vermek istemez. 

Deli Dumrul, can aramaya devam eder. Eşinin yanına gider ve canını kendi canına karşı ister. Eşi, düşünmeden Deli Dumrul’a canını vereceğini söyler. 

Deli Dumrul çok sevinir. Azrail, Deli Dumrul’un mücadelesine karşılık ikisinin canını almaz. 

                   Bu hikaye bize bir çok şeyi anlatmaktadır. Hırs, kibir, kıskançlık, haset ne yazık ki, günümüzde tedaviye cevap vermeyen hastalık oldu. 

Bir çok kişi; “benim” diyor başka bir şey demiyor. “ben yaparım, bana kimse karışamaz.” Söylemleriyle ahkam kesiyor. 

Kibirden yanına yaklaşılmaz oldu. İki kelam bile menfaat doğrultusunda yapılır oldu. 

Bizi, biz olmaktan çıkaran bu hasetlik ne için? Ne için bunca kibir? Ne için bunca hırs? Ne için bu kadar vefasızlık? Ne için bu kadar kıskançlık? Ne için bu kadar saygısızlık? Ne için bu kadar açgözlülük? 

Tüm bunların cevabını size verebilirim. Bu ne içinler; “iki metrelik bez için.” Şimdi size soruyorum. Bunca hokkabazlığa iki metrelik bez için değer mi? Değer mi, kişilik ayaklar altına alınması, değer mi, kula kulluk etmek?

İslam’dan  söz edilir, ancak kula kulluk etmekten  vazgeçilmez. Hiç kimse kusura bakmasın, ben doğruyu söyler, doğruyu yazarım. 

Allah’ın huzurunda secdeye giderim. Menfaat uğruna kişilik satılmaz. Hele kula kulluk hiç yapılmaz. 

                Bir meczup, bir gün camiye  sırtında odunla girer. Cemaat, meczubu görür görmez, “ne yapıyorsun, camiye namaz kılmak için sırtınla odunla mı girilir?” meczup sırtındaki odunları yere indirerek; “ben sırtımda odunla camiye girdim. Ve hepiniz gördünüz. Ancak sizin namaz kılarken, nerde  ne kadar para kazandım. Nerde kaç fiyata ev aldım. Kaç metre kare arsa aldım. Şu kadar kişiden alacağım var. Parayı faize yatırırken, ben size bir şey söyledim mi? Siz nasıl öyle namaz kılıyorsanız, bende camiye sırtımda odunla girdim.”