HAK YOLUNDA
Hz. Musa, bir gün Allah’u Teala’ya, adaleti nasıl sağladığını sorar. Allah’u Teala Hz. Musa’ya; su pınarının yanına gitmesini, olan biteni uzaktan izlemesini söyler.
Hz. Musa, su pınarının yanında kendine kuytu bir yer bulur. Ve gelen gideni beklemeye başlar.
İlk olarak atlı bir süvari gelir. Atından inen adam, önce atını sular. Ardından elini yüzünü güzelce yıkar. Belindeki kuşağı pınarın yanına koyar. Kuşağın içerisinde bir kese altın da vardır. Adam, tekrar atına biner ve gözden kaybolur.
Hz. Musa, sessizce olan biteni izlemiştir. Su pınarının başına bir çocuk gelir. Çocuk, hoplayarak zıplayarak elini yüzünü yıkar. Pınarın kenarında duran bir kese altını alıp gider.
Hz. Musa yine sessizce olan biteni izlemiştir.
Su pınarının yanına, ihtiyar bir ama gelir. İhtiyar ama elindeki değneği kenara koyduktan sonra abdestini alır ve namaza durur. Namaz bittikten sonra tozu dumana katarak süvari gelir. Selam verdikten sonra ihtiyar amaya bir kese altını sorar. İhtiyar ama görmediğini zaten gözlerinin de görmediğini söyler. Adam, ikna olmaz. Tartışma büyür. Adam, ihtiyar adamın kellesini alır ve gider.
Hz. Musa şaşkınlık içerisinde, bir giden adamın arkasından bir de yerde yatan ihtiyar adama bakar.
Hz. Musa, şaşkınlık içinde Allah’u Teala’ya olup bitenin adaletle ne ilgisi olduğunu sorar. Allah’u Teala; “çocuğun babası, atlı adamın yanında çalışıyordu. Hakkını hiç vermemişti. Çocuk, babasının hakkı olan altınları aldı. İhtiyar amaya gelince, ihtiyar ama, önceden görüyordu. Gençliğinde süvarinin babasını öldürmüştü. Süvari bilmeden babasının intikamını almış oldu. İşini öteki dünyaya bırakmadı.”
*
Merkez Efendi, Koca Mustafa Paşa ‘da ki bir tekkede şeyhlik yapan Sünbül Sinan hazretlerinin şöhretini işitmesine rağmen bazı dedikodular yüzünden bir türlü sohbetine gidip katılamamıştı.
Merkez efendi, bir gün rüyasında Sünbül Sinan Efendi’nin, kendi evine geldiğini gördü. Sünbül Sinan Efendi’yi içeri almamak için hanımı ile kapının arkasına pek çok eşya dayadılar ve üzerine oturdular. Fakat Sünbül Sinan Efendi kapıyı zorlayınca, kapı arkasına kadar açıldı ve onlar da yere yuvarlandılar. Bu sırada uyanan Merkez Efendi, yaptığı hatayı anladı ve sabahleyin Sünbül Sinân hazretlerinin huzuruna gitmeye karar verdi. Sünbül Sinân’ın camisine gidip, vaaz ettiği kürsünün arkasına, o görmeden oturdu. Sünbül Sinân hazretleri, vaaz esnasında Tâhâ sûresinin bazı ayeti-i kerimelerini tefsire başladı. Tefsirden sonra; “Ey cemaat! Bu tefsirimi siz anladınız. Hatta, Merkez Efendi de anladı” buyurdu. Sonra aynı âyet-i kerimeleri daha yüksek manalar vererek tefsir ettikten sonra tekrar; “Ey cemaat; Bu tefsirimi siz anlamadınız, Merkez efendi de anlamadı” buyurdu. Merkez Efendi, hakikaten ikinci defa anlatılanlardan bir şey anlamamıştı. Sünbül Sinân hazretleri, o gün Tâhâ suresini yedi türlü tefsir etti. Merkez Efendi’nin kürsü arkasında olduğunu, zahiren görmediği hâlde anlamıştı.
Vaaz bitti, namaz kılındı, herkes camiden çıktı. Sâdece Sünbül Sinan Efendi kalınca; Merkez Efendi huzura varıp elini öptükten sonra af diledi. Sünbül Sinan Efendi de: “Ey Muslihuddîn Mûsâ Efendi! Biz seni genç ve kuvvetli biri sanırdık. Meğer sen ve hanımın çok yaşlanmışsınız. Akşam bizi kapıdan içeri sokmamak için gösterdiğiniz gayrete ne dersiniz? Fakat, neticede kapı açıldı ve ikiniz de yere yuvarlandınız!” diye buyurunca, Merkez Efendi iyice şaşırdı. Pek çok özürler dileyerek ağlamaya başladı, affına sığınıp talebeliğe kabul edilmesi isteğinde bulundu. Sünbül Sinan Efendi de kendisini kabul ettiğini, dergâhta hizmete başlamasını söyledi.
