GÖNÜL TELLERİNE DOKUNMAK
İyilik, herkesin yapacağı bir iş değildir. Gönül tellerine dokunmak ruhu okşamak için kainatın yaradılış gayesini bilmek gerekir.
İlim bilmek, günümüz şartlarında olgunlaşmamış meyveye benzer. Olaya tasavvuf yönünden bakacak olursak, ilim bilmenin ne denli önem taşıdığı çok daha net anlaşılır.
Sadaka vermek ille de, para pul vermek değildir. Selam vermek, güler yüzlü olmak, merhamet etmek, yardım etmek. Bunlar sadakadır.
Günümüz dünyasında her şey maddiyata dayandığından bu güzellikler yaşanmamaktadır. Maneviyat, maddiyattan daha çok önem taşıması gerekirken, hayat şartları maddiyatı öne almıştır.
Daha iyi anlamanız için örnek vermek gerekir. Bir fırının önünden geçerken simit kokusu her tarafa yayıldı. Simit almak için fırına girdiniz. Para vermek için cüzdanınızın olmadığını fark edince fırıncıya; “para cüzdanımı evde unuttum. Simidin parasını vermesem olur mu?” fırıncı da “olur mu öyle şey. Bir simidin lafı mı olur. Helal olsun.” Demesi, iyiliğin kazanması anlamını taşır.
Sizde gülümseyerek sadakanızı ve iyiliğin kazanılmasından duyduğunuz memnuniyetle oradan ayrılırsınız.
İşte, bu toplumsal yaşamın özetidir.
Genç bir adam kaldırım kenarında çiçek satan yaşlı kadına yaklaşarak, bir çiçek alır. Çiçeğin parasını ödeyeceği sırada tüm çiçekleri ister. Kadın şaşırır ve çiçekleri uzatır. Adam, çiçekleri alıp yüklü bir para verdikten sonra tekrar çiçekleri kadına bırakır.
Bir başka iyilik versiyonu da, yine yol kenarında maydanoz satan yaşlı adamdan bir bağ maydanoz alan genç adam parayı ödemeyeceğini söylemesi, yaşlı adamı üzmez. “olsun. Para önemli değil.” Der. Genç adam, aldığı maydanozla birlikte yüklü bir miktarda para bırakarak, bir kez daha iyiliğin kazanıldığını kanıtlamış olur.
Bir genç, yıkık dökük bir evin kapısını çalar. Kapıyı açan kadına; “açım, bana bir tas çorba verir misin?” der. Kadın, hiç düşünmeden beklemesini ve çorbayı getireceğini söyler.
Genç, kapıda beklerken kadın, elinde bir pantolon, bir gömlek, bir battaniyeyle dışarı çıkar. Genç adama uzatarak; “işini görürlerse alabilirsin.” Deyip tekrar eve girer. Bu sefer elinde bir tabak çorbayla çıkar ve gence uzatır.
Genç, bir kadına bir de çorbaya bakarak; “yine iyilik kazandı: çok mutluyum.” Diyerek yüklüce para verir.
Dünyada, iyilik ne kadar kazanırsa, kötülük o kadar kaybeder. Hangi iş yapılırsa yapılsın iyilik her zaman ön planda tutulmalıdır. İyilikle yapılamayacak iş yoktur. Atalarımız boşuna mı söyledi, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
İyilik yapan, iyilik bulur. Sözünü de yabana atmamak gerekir.
