ELLİ, ALTMIŞ YILI BESLEYEN BİR SANİYE
Yorgun bedenler, süzgün bakışlar, kaybolup giden yıllar !..
Hayata merhaba diyenlerin ortak özelliği, verdikleri yaşam mücadelesi. Daha iyi şartlarda, daha iyi yaşam sürmek için doğuşla başlayan meşgaleler.
Hayat şartlarının ağırlığı altında ezilen insanlar, gülmeyen yüzlerle birlikte dönemeyen diller, solgun dudaklardan dökülmeyen sözcükler. Biten bir derdin ardından ışık hızıyla gelen başka dertler. Hepsi ama hepsi insanlığın ortak özelliği sayılır. Kimi daha iyi şartlarda yaşam sürerken, kimi oldukça kötü şartlarda hayatını sürdürür.
Her geçen gün ağırlaşan hayat şartlarının yarattığı olumsuzlukları insanların yüzünde görmek mümkün. Hayat basamaklarında ilerlemek zor, hele de büyük kentlerde. Metroya binenlerin yüzlerinde en ufak bir gülümsemenin yanında gözlerinde de, gelecek kaygısı var.
Geçen gün Kızılay’a gitmek için metroya binmiştim. Oturduğum koltuğun karşısında sıralanan insanları tek tek, süzmeye başladım. Her birinin omuzlarında kentin ağır yükü vardı. Gözlerinde saklanan umutsuzluk, dışa öyle bir yansıyordu ki, adamın dudaklarından, belli belirsiz sözcükler, sabun köpüğü gibi dökülüyordu. Kapının yanında ayakta duran adamın bacakları bükülmüş, gözleri derinleşmişti, ağzının her iki yanında çukurlaşan çizgiler ne denli dertli olduğunu ele veriyordu. Bir ara ceketinin cebinden çıkardığı küçük fotoğrafa baktı, cebine koyacağı sırada yanıma yaklaşarak, “bak bu benim kızım, onu tanıyor musun ?” Diyerek kızı hakkında bilgi vermeye başladı. Kızı çok çalışkan bir öğrenciymiş, sınıfını hep taktirle geçiyormuş, üniversiteye başladığı yıllara edindiği kötü arkadaşları sayesinde intihar ettiğini, kurumuş göz pınarlarının solgun bakışlarıyla anlattı.
Kızının ölümünden iki yıl geçmesine rağmen her gün bindiği metro istasyonlarında onu arıyordu. Bir gün mutlaka bulacağını söyleyerek, Sıhhiye durağında indi !..
İşte ! Hayat hem zor, hem de kolay. Bazen düşler diyarına gider, bazen de, gerçek dünyada düşler diyarındaymışçasına yaşam süreriz. Bir gün umutlu olup, diğer gün umutsuzluğun kucağında kıvranırız. Gece olur, gündüz olur, sonra geçen yıllarla ömür tüketilir, biten ömürle dünyanın tadı tuzu kalmadığı hükmüne varılır. Böyledir insanoğlu, yaşadığı süre içerisinde yaşamdan zevk almaya çalışır. Hayatın ona sunduğu nimetlerin hepsinden faydalanmak ister fakat ne kadarını kullanabiliyor ki ?!
Kainatın sırlarla örtülü olduğu gerçeğiyle daima göz göze gelen insanoğlu, hayatta bir kez tattığı ölümle o sırrı çözer.
