DUYGU KARAHASANOĞLU


DERSİMİZ TÜRKÇE (3)

Gün günleri, hafta haftaları, yıl yılları kovalaya dursun biz yine zaman tünelinden geçelim.


                                 DERSİMİZ TÜRKÇE (3)

 

                          Gün günleri, hafta haftaları, yıl yılları kovalaya dursun biz yine zaman tünelinden geçelim. 

Yaşantılar belli ölçülerde ilerlerken, herkes kendi iç dünyalarında dolanır. Belli açmazlarla içerisinde edebiyat bahçesinde gezmenin tatlı hazını alır. 

                         Ders yine Türkçeydi. Her zaman olduğu gibi Celal hocam, yine sınıfa güler yüzlü girdi. Mavi gözlerini her birimizin üzerinde dolaştırdıktan sonra sınıf yoklamasını yaptı.

7/E sınıfı tam kadro Türkçe dersine hazırdı. Sınıf penceresinde içeri girmeye çalışan güneş tüm gücüyle camları zorluyordu. Kapalı olan pencere güneş ışınlarını bir müddet dışarıda beklettikten sonra istemeyerek de, olsa içeriye almak zorunda kalıyordu. Güneş ışınları önce öğretmen masasında ardından kara tahtada kendini gösterd. 

Güneş tüm ışınları sınıfa göndermeye kararlıydı. Sınıfın dört bir tarafında parlayan ışınlar, biz öğrencilerin gözlerini kamaştırdı. 

Celal hocam, şiir kitabını eline aldığında biz öğrencilerde kalemimizi, silgimizi, defterimizi sıranın üzerine bırakıp arkamıza yaslandık. 

Sınıfın sessizliğini Celal Hocamın okuduğu “Otuz Beş Yaş” şiiri bozdu. Şiirin her dizesi bir mana taşıyordu. Şiir, okumasını bilenler tarafından okununca daha farklı manalar ortaya çıkar. Herkes şiir okuyamaz. 

Celal hocam, gözlerini şiir satırlarından alarak bize çevirdi, sorgulayan gözlerle baktıktan sonra şiir tahlilini yapmaya hazır olup olmadığımızı sordu. 

Bir müddet sessiz kaldıktan sonra cılız seslerle evet diyebildik. 

Bana göre “Otuz Beş Yaş “ şiiri ağır bir şiirdir. Onun için nasıl tahlil yapılacağını bir an anlayamadım. Bir önceki derste yaptığımız şiirin tahlili gibi değildi. En azından ben, öyle düşünüyorudm. Belki de, aynıydı. Şiirler anlam bakımından birbirlerine benzemese de, vermek istedikleri mesaj aynı olabilir. 

Celal hocam, şiirin ilk dizelerini tahtaya yazdı. 

“yaş otuz beş! yolun yarısı eder

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdakı cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.”

“evet çocuklar, şiirimiz bu. Şimdi birlikte tahlil edeceğiz.” Dedikten sonra her birimizin gözünün içine sırayla baktı. 

Ben söz almak istedim. Ancak yanlış analiz edeceğimden çekinerek susmayı tercih ettim. Anlaşılan arkadaşlarımda benim gibi düşünmüş olacak ki, hiç biri sesini çıkarmadı. Sınıfta kimse yokmuş gibi sessizlik, hakimiyet kurdu. 

Celal hocam kara tahta önünde sabırla bekliyordu. 

Sınıfın sessizliği bir müddet daha devam ettikten sonra Celal hocamın sesi duyuldu. “bu şiir, size hiçbir şey ifade etmedi mi? Her satır açıkça yazıldığı halde hiçbir şey anlayamadınız mı?” deyince sınıfta mırıltılar başladı. Her birimiz bir şeyler söylemek istiyor ancak yanlış anlaşılmadan da çekiniyor. Onun için herkes kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor. 

Tabii anlaşılan sözcükler dudaklardan dökülmüyor. Her kafadan ses çıkıyor fakat nasıl ses? İşte, burası meçhul! 

Celal hocam, bir kez daha tatlı tebessümle uyardıktan sonra şiir dizelerini tahlil etti. Her satır, bir anlam yüklendiğinden yapılan tahlil de ona göre oldu. 

Biz, sadece dinlemekle yetindik. 

Celal hocam, şiirin tahlilini yaparken satırlara yüklenen anlamlar, daha da anlaşılır hal aldı. 

Bu şiirin diğer dizelerini de   tahtaya yazan Celal hocam, bizlere sormadan tahlili kendi yaptı. Biz de, “Otuz Beş Yaş”  şiirini tahlil yapmaktan kurtulmuş olduk. 

 

Haftaya devam edecek.