DUYGU KARAHASANOĞLU


ÇATALLI DİL

Hiç kimse bir başkasından üstün özelliklere sahip değildir


                                         ÇATALLI DİL

 

                             Hiç kimse bir başkasından üstün özelliklere sahip değildir. Allah indinde, takva sahibi hariç  herkes eşittir. 

Durum böyle iken kendini üstün görenlerle sıkça karşılaşmaktayız. Diller pabuç, kin ve nefret had safhada!

Bu nedir? İnsanda bu kadar, kin,nefret hırs olur mu? Bunca aymazlık ne için? Ne için, insan birbirini çekemiyor?  Herkes aynı düşünmek zorunda mı?  Ne için hal ve hareketler sorgulanır oldu. 

Belli süreliğine geldiğimiz bu dünyada pay edilemeyen nedir? Ne için bir çok kişi sadece kendini beğenir?

İnsanlık bu değildir. Verilen bir ömür var. Vakti saati geldiğinde kimse önünde duramaz. Onun için o dedi, bu dedi, o yaptı, bu yaptı, onlar söyledi, şunlar söyledi gibi basit konuşmaya hiç gerek yoktur. 

Allah, herkese bir akıl verdi. Aklını kullanana ne mutlu, kullanmayanın da vay haline! Yaşam, kalitesinin ne olduğunu sorsam eminim farklı cevaplar alırım. Ancak kimseye bu soruyu sormaya niyetli değilim. 

Herkes aklını kullanmayı bilsin. Aklını kullanamayanda bir başkasının kölesi olsun. Zaten aklını kullanmayan köle olmaya mahkumdur. Köle olmaya mahkum olan, birinden de, topluma hayır gelmez. Topluma hayrı olmayanında , yaşam kalitesinin hangi derecede olduğuna siz  karar vereceksiniz. 

                            Dünyada insan sayısı kadar düşünce vardır. Düşünceler arasında çatallı dil kullananlarda, çatallı dil kullanmayanlarda mevcuttur. Düşüncelerini, topluma empoze etmek için her daim zehirli ve çatallı dil kullanmaktadır. Hakaret etmek, küfürlü konuşmak bir insanı sadece küçültür. Karşı tarafa hiçbir şey yapamaz.

                           Genç, eve üzülerek gelir. Baba, oğluna  ne olduğunu sorar. Genç, “bugün, karşı dağa gittim. Bana aptal dedi.” 

 Baba şaşırarak, hangi dağın aptal dediğini sorar. Genç, ilerde ki, dağı gösterir. 

Baba  daha da şaşırarak birlikte gitmeyi önerir. Genç, kabul eder. Baba oğul yola düşer. 

Dağın eteğine geldiklerinde genç; “aptal, salak” diye bağırır.  Yankı olduğu gibi geri dönüp yüzlerine çarpar. Genç, bir kez daha “aptal, salak” tekrarlar. Aynı sözleri bir kez daha tokat gibi yüzlerine çarpar. 

Genç, babasına dönerek; “duydun mu? Bana salak, aptal dedi.” 

Baba;  “duydum. Bu sefer, seni seviyorum söyle.” Deyince genç; “seni seviyorum” bağırdı. 

Ses yankılanarak geri döndü. Genç, bir kez daha “seni seviyorum.” Diye bağırdı. Ses, yine yankılanarak geri döndü. 

Baba, oğlunun yüzüne bakarak; “duydun mu? Ne söylersen, karşılığını alırsın. Yankılanan sözler senin söyleyip, geri dönen sözlerindir.”

Yunus Emrenin sözünde olduğu gibi; “söz ola kese savaşı söz ola bitire başı. Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede  bir söz”