Fatma Karahasanoğlu


BEĞENDİN Mİ?

BEĞENDİN Mİ?


                                     BEĞENDİN Mİ?

 

               Vaktiyle bir Padişah’a çok güzel bir tavus kuşu hediye ederler.  Bu tavus kuşunun eşi benzeri dünyada yok, çok cins bir hayvandır. Derler. 

Padişah hediyeyi kabul eder. Vezirine sorar, “tavus kuşumu beğendin mi?

Vezir; “bu tavus kuşunun bir kusuru var efendim” deyince

 Padişah hiddetlenmiş; “Nedir bakalım benim eşi benzeri olmayan tavus kuşumun kusuru?”

Vezir: ‘’ Efendim önce siz bunu size hediye edene sorun sonra söyleyeyim.’’ Der. 

 Padişah çok merak etmiş. Tavus kuşunu hediye edeni çağırtıp kuşun kusurunu sormuş. İlk önce kuşun hiçbir kusuru olmadığını söyleyen adam, kellesinin Padişah tarafından alınacağını anlayınca gerçeği itiraf eder. 

“Efendim bu tavus kuşu yumurtadayken anası öldü biz de onu bir kaza kuluçkaya yatırdık ama bunun zarafeti ve güzelliğini gölgelemez.” Der.

 Padişah, Vezir’i çağırtır ve tavus kuşundaki kusurun ne olduğunu ve bunu nereden anladığını sorar. Vezir; “Efendim tavus kuşu alımlı hayvandır kasılır yürür. Suyu bile iki saatte içer çalım satmaktan. Ama bu tavus kuşu, su içerken kaz gibi boynunu uzatıyordu.”

 Padişah;  “Vezirimin yemeğini bir tas artırın.” Emrini verir.

Aradan bir zaman geçtikten sonra Padişah’a muhteşem bir at hediye edilir. Öve, öve bitiremezler. şaha kalktı mı herkesi kendisine hayran bıraktığını, iki günlük mesafeyi birkaç saatte koştuğunu duyan Padişah büyük bir heyecanla hediyeyi kabul eder.  

Veziri, çağırtıp muhteşem atı nasıl bulduğunu sorar. Vezir beğenmediğini söyleyince padişah tekrar hiddetlenip bunda ne kusur bulduğunu sorunca, Vezir daha önce olduğu gibi bunu Padişah’a atı hediye edene sormasını ister. Tavus kuşu meselesinde haklı çıkan Vezirine güvenen Padişah atı hediye edeni çağırtır. Atın sahibi de aynı tavus kuşunun sahibi gibi kellenin gideceğini anlayınca başlar anlatmaya

“Bu atın anası, babası ataları hepsi soyludur. Bu at daha tayken anası öldü bunu bir inek emzirdi. Tek kusuru bu.”

Padişah, adamı gönderdikten sonra  Vezir’i çağırtır. 

Vezir; “Padişah’ım soylu at üzerine sinek konduğunda öyle bir silkinir ki, sinekler üzerine bir daha konmaya çekinir. Fakat bu sizin at, inekler gibi kuyruğunu sallıyor.”

Padişah, Vezirini tekrar takdir ederek; “Vezirimin yemeğini bir tas arttırın.” Emrini verir.

Vezir’in bunları nasıl tahmin ettiği Padişah’ın aklından bir türlü çıkmamaktadır. Veziri bir gün tekrar yanına çağırtır ve; “Söyle bakalım Vezir, ben nasıl bir Padişah’ım benim asil soyum sopum hakkında ne söyleyebilirsin?” 

Vezir;  “Efendim doğrusunu söylemek gerekirse siz soylu bir Padişah değilsiniz.’’ deyince, Padişah yerinden kalktı ve diğer vezirlerine, bu vezirin öldürmesini söyleyecekken merakı ağır bastı ve otururken neden böyle söylediğini sordu. Vezir padişah’tan validesi sultan hanım’la bu konuyu konuşmasını daha sonra kendisinin cevap vereceğini söyleyince Padişah hiç beklemeden valide Sultan’a gider ve kendisinin neden asil olmadığını sorar.

Valide Sultan oğluna; “Oğlum sen padişahsın, senin iki dudağının arasında as dediğin asılır yaşa dediğin yaşar, sen istemezsen ülkede kuş bile uçamaz.’’

Annesinin kendisini kandırmaya çalıştığını anlayan Padişah kılıcını çeker ve annesinin üzerine yürür. Valide Sultan aman diyerek oğluna yalvarır ve gerçeği anlatır;

“Oğlum, baban sürekli savaşlardaydı ve benimle çok ilgilenmiyordu. Sarayda çok yakışıklı bir aşçıbaşı vardı, senin baban odur. Bu neyi değiştirir ki oğlum sen sonuçta Padişah’sın.”

Padişah kendisini bekleyen Vezir’inin yanına gelir ve anlatmasını emreder.

Vezir; “Efendim Padişah dediğiniz ihsanda bulunurken kese kese altın verir gümüş verir fakat siz her defasında bir tas yemek veriyorsunuz. O yüzden sizin soyunuzun Padişah soyundan gelmediğini anladım.”