16-ANILAR
Pazar akşamı Öğretmenlerle konuşuyoruz, Yarin ne yapacağız diye.
Biz onlara Maçka’da ne yaptığımızı anlattım onlar da bize öğrencilere haber verdiklerini ,öğrenci velileriyle konuştuklarını , herkesi yarın okula beklediklerini
söylediler.Ayrıca okula velileri de , okulda çalışanları da davet ettiklerini , bazılarının gelebileceklerini söylediler.
Kimdir gelebilecek olanlar diye sorduğumda, Cahit, Hikmet, Mustafa Cvş. Kalisli Mustafa bir iki kişi daha gelebileceklerini söylediler.
Çok güzel düşünmüşsünüz dedim.
O zaman hepimiz yarın düzgün bir şekilde hazırlıklı olarak sabah saat sekizde
okulda bulunalım.dedim
Düzgün bir konuşma ile eğitim öğretime başlayalım,
Öğretmenler konuşmayı benim yapmamın uygun olacağını söylediler . Ben de
kabul ettim.
Ertesi gün Pazartesi , sabah saat sekizde okulda hazırız, veliler de
birer ikişer geldiler, bizler öğretmenler de kravatlarımızı takmışız, üstümüze
başımıza çeki düzen vermişiz, her yönden eğitime öğretime hazırız.
Sabahçı öğlenci öğrenciler de geldiler.Velileri de aramıza almışız.Okula çıkan
merdivenlerin üstünde toplamışlar, öğretmenler ve veliler olarak.
Okul şenlendi, bayağı kalabalık oldu.
Zil çaldı, öğrenciler tam tekmil bahçede toplandı.
Önce İstiklal marşı okundu, daha sonra ANDIMIZ .
Daha sonra velilere söz verildi,bazıları kısa konuşmalar yaptılar.Okulun bütün
uşaklara hayırlı olmasını dilediler, biz de onlara okul adına teşekkür ettik.
Ondan sonra konuşmayı ben aldım, okulun yirmi gün önceki haliyle şimdiki
halini karşılaştırdık.Aradaki ayrımı ortaya koyduk.Arslan yattığı yerden belli olur,
sözünün ne anlama geldiğini açıkladık.
Öğrencilerimizin daha güzel şeylere layık olduklarını söyledim, artik bundan sonra
herkes kendini yenileyerek okula gelmeli gibi şeyler söyledik.
Şöyle bir soru sorarak devam ettim: yirmi gün öncesine göre neler değişti bu okulda?
Bu soruyu bütün öğrencilere yönelik sordum.
Söz almak isteyenler ?
Öğrenciler öce çekimser davrandılar, söz almak istemediler.Israr ettikçe , birileri
konuştukça söz alanlar çoğaldı.
Bir öğrenci bahçeden başladı, burada tuvalet vardı, onun yeri değiştirildi, bahçe
duvarları yapıldı, ağaç fidanları dikildi, giriş kapısı yapıldı.
Bir başka öğrenci çıktı, öğretmenim sıralar değiştirildi , sıraların üstüne örtüler
örtüldü, Başka birisi çıktı, öğretmenim sobalar değişti,yenilendi ,
Başka bir öğrenci çıktı dedi ki: Öğretmenim çatı değişti, çatı, yağmurlu havalarda
sıralarımızı, masalarımızı sağa sola çekmeyeceğiz.Başka bir öğrenci de okulun
boyası, badanası değişmiş; okulun kokusu değişmiş sanki mazot kokuyor.
Böylece okulda yapılan tüm değişiklikler saptandı, benimsendi, özümsedi.
Böylece okulda yapılan tören sona erdi.
Sabahçı öğrenciler kaldı, öğlenciler evlerine gitti.Ders zili çaldı ,öğretmenler ve öğrenciler sınıfa girdi.
Okulun onarımdan geçirilmesiyle velilere samimiyetimiz çoğaldı, daha bir içtenlikli
olduk, artik kimse Tonyalı Hüseyin'den bahsetmiyor, öğretmene daha yakın davranıyor.Sadece : "Öğretmenlerimiz çok iyidir, çok hastır, ancak bir kabahatleri var
camiye pek,uğramazlar."
Hafta sonu. Hikmet bizi bir yere davet etti.Orası Vasinoy'du.Vasinoy bizden aşağıdaki Cinali denilen köyün bir mahallesiydi.Hani mezra gibi bir yer.
Çayırlar'lar dan üç dört kilometre yukarda. Dere boyu gidiyorsun yolun kenarında
kahve var.Ali Çavuşun kahvesi.Ali Çavuş iyi adam, temiz adam,gideni geleni
hoş karşılar, çayı güzel olur , gerektiğinde karnını bile doyurursun.Oraya gittik.
Genç bir öğretmenleri var; Rahmi Aydın.O da orda.Gece karanlık, biz de beş altı
kişiyiz.Oturduk, önce çay içtik, sonra yemek yedik, tavuk, falan.
Hatta rakı da içtik.Hoş sohbet bir yer.
Giderken Hikmet ve Mustafa Çavuş kendi aralarında konuşurken "öküz koşturma"
diye bir söze rastladım, ama ne olduğunu anlamadım.Kahvede yemeği yedikten sonra birileri daha geldi, masaların şekli değişti, çarşaflar serildi, fincanlar çıkarıldı kumar başladı.
Bizi oraya getirenlerin bizimle olan irtibatları koptu, bir değişik,adam olup çıktılar.
Sanki oraya giderken farklı, kumara başladıktan sonra farklı yaratıklar olup çıktılar.
Bir insanın bu kadar değişebileceği akla hayale gelmez.Tamamen bir birine zıt.
Biz de şaşkın şaşkın onları bir süre izledik, ondan sonra da kalktık, eyvallah dedik,
ve çıktık.Hikmet ve Mustafa Çavuş orda kaldılar.Daha da bize oradan ve o,olaydan
hiç söz etmediler.
Rahmi'yi de orada bıraktık.
Gelirken yolda da konuştuk, demek ki kumar böyle melanet bir şey , insani bu duruma düşürebiliyor. diye düşündük.
Gece geç saatlerde geldik, vurduk kafayı yattık.İnsanın gözleri karanlığa bile alışıyor .
İSMET EYÜBOĞLU
