ÇARŞI PAZAR
Biraz da çarşı pazar gezelim dedik. Uzun zamandan beri böyle bir alış verişe çıkmamıştım. Çarşı pazarda kimler yoktu ki?! Yaşlısından gencine, zayıfından şişmanına, uzunundan kısasına, güzelinden çirkinine?
Kısacası, her türlü renkten insan vardı. Diller farklı, huylar farklıydı! Zevkler derseniz? Hepsinden farklıydı. Kimi koşarak ilerliyor, kimi de karınca ayağıyla yürüyordu. Bazılarının gözleri uykusuzluktan şişmiş, bazıların da fazla uyumaktan şişmişti. Küfürlü sözcükler havada çarpışırken, kibar konuşanlar bir kenarda kendilerine bir şey söylenecek korkusuyla duruyordu.
Satıcı bağırır; ?domatesin iyisi, armudun en güzeli. Buraya gelin, buraya gelin?? diğer satıcı da, ağzında mırıldanarak; ?domatesin iyisi burada.? Döküldü. Hiç kimse ne söylediğini anlamadan önünden geçip, gitti.
Çocuk annesinin eteğine tutunarak; ?isterim, isterim oyuncak arabayı isterim.? Kadıncağız ne yapsın elindeki para ancak alış verişe yeter. Önce çocuğu azarlar, ardından okkalı tokat çocuğun suratında patlar. Mızıldanan çocuk avazı çıktığı kadar bağırarak ağlamaya başlar.
İki adam kendi aralarında konuşur. ?ne olacak, bu ülkenin hali?? diğer adam; ?ne varmış ülkede gül gibi geçinip gidiyoruz işte. Şu araçlara baksana maşallah herkeste bir araç. Eskiden böyle miydi? Çocukluğumu hatırlıyorum da, köyden kasabaya ineceğimiz zaman bir araba bulup da inememiştik.? Öteki adam, ?orası da öyle ya! Yakıt, su gibi harcanıyor.? Diğer adam, ?dedim ya, lüks içinde yaşıyoruz. Dünyanın gözü bizde kaldı ya!? öteki adam; ?doğru dersin, doğru dersin!?
İki genç kız, durakta araba beklerken, kendi aralarında sohbete dalar. Biri okuldaki derslerini anlatırken, diğeri sınıfta ki yakışıklı çocuktan söz eder. Birbirlerini dinlemedikleri her hallerinden belliydi. Her ikisi de kendi konusunda konuşup, sözcükleri ağzından çıkartmanın sevincini yaşıyordu.
Balıkçının önündeki sarmal kedi patilerinin üzerinde oturmuş, pür dikkat gelen geçeni izliyordu. Arada bir de balıkçının taşıdığı kasalara bakıyordu. Şişmanlıktan patlayacak gibi duruyordu. Ama gözü yine balıkçının taşıdığı balıklardaydı. Balık tezgahına yanaşan müşteriler önce kedi tarafından süzülür, ardından balıkçının buyurun kelimesiyle karşılaşmaları da olağan bir durumdu. Her müşteriden sonra kedi ayağa kalkıp, balıkçının yanına giderek hissesini ister gibi etrafında dolanıp dururdu. Balıkçı da kediye hissesi olan balığı verirdi.
Baharın gelmesiyle ekin ekme telaşı da başladı. Kimi lahana, pazı, maydanoz, marul tohumu alırken, kimi de meyve fidanları arasında seçim yapmaya başladı. Herkes nasibini almak için adeta yarış halindeydi. Tarlalar bir yıl üzerinde taşıdıkları sebzeyi atmak için toprağın alt üst olmasını beklerken çiftçilerde yoğun bir çalışmanın içerişine girdi. Küçük bahçe yapanlar, büyük araziyi ekenler. Allah ne verirse diyerek, toprağını tohum furyasına bırakmak bir çok kişiye mutluluk verdi. Tohumcular, tohum satmanın. Üreticilerde üretecek oldukları sebzenin tohumunu almanın hazzını yaşadı.
Naylon satanlar, bin bir çeşit ürün satmanın zorluğunu anlatsa da, müşterinin anladığı tek şey, ucuza kaliteli mal almak!
Bu haftada çarşı pazar gezelim dedik, bin bir çeşit olayla karşılaştık
