İSLAM’IN İLK RAMAZAN ORUCUNUN BAŞLAMASI :
ASR-I SAADETİN NURANÎ BAŞLANGICI
İSLAM’IN İLK RAMAZAN ORUCUNUN BAŞLAMASI :
ASR-I SAADETİN NURANÎ BAŞLANGICI
İslam semalarında ilk kez bir hilal, müminlerin kalbine müjde olup doğuyordu... Tarih, Hicret’in ikinci yılını gösterdiğinde; Allah Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve onun kutlu ashabı, yüce bir nidanın muhatabı oldular. Daha evvel Aşure gününde ve her ayın üç beyaz gününde tutulan oruçlar, yerini "Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı..." ayetinin ilahi emrine bırakıyordu.
O yıl Medine-i Münevvere’de daha evvel benzeri görülmemiş bir hazırlık başladı. Sahabeler, daha önce hiç tatmadıkları bir ibadetin eşiğindeydiler. Aralarında yaşlılar, zayıflar, hastalar; bir yanda ticaret kervanlarıyla yol alanlar, diğer yanda cihat meydanlarında kılıç sallayanlar vardı. Her biri, her gün Resul-i Kibriya’nın dizinin dibinde bu yeni ibadetin hükümlerini öğreniyor, nefislerini terbiye ediyordu.
İlk iftar vaktinde Mescid-i Nebevi bir huşu deryasına dönmüştü. Allah Resulü (s.a.v.), elinde bir tutam hurma ve bir kase suyla geldi. Oruçlarını açtıklarında mübarek dudaklarından şu dua döküldü: "Yanınızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin, melekler de size dua etsin." Bu dua, sahabenin gönlünde sönmez bir şevk ateşi yaktı.
Din henüz taze, hükümler yeniydi. Sahabeden bazıları, iftar etmeden uykuya daldıklarında artık yemenin haram olduğunu sanır, uyanınca "Bugün de oruca devam" diyerek nefislerini zorlarlardı.
"Fecir vaktinde beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için..." ayetiyle İslam’ın kolaylık dini olduğu bir kez daha mühürlendi.
Hz. Ömer, bir gece beşeri bir yanılgıyla ağlayarak huzura geldiğinde, Resulullah’ın tebessümüyle ve ayetlerin tesellisiyle ferahladı. Hz. Ebubekir, her adımda Resulullah’ın izini sürerek ilk iftarını onun gibi hurma ile açıyor; Hz. Osman cömertliğiyle fakirlerin yüzünü güldürüyor; Hz. Ali ise gecelerini secde ve zikirle ihya ederek adeta bir nur sütununa dönüşüyordu.
O ramazan, Mescid-i Nebevi’den yükselen Kur’an sesleri, şehri saran bir arı kovanının vızıltısını andırıyordu. Cebrail (a.s.) her gece Efendimize geliyor, mukabele ile vahyin nuru tazeleniyordu. Yoksullar zenginleşiyor, zenginler şükürle dolup taşıyordu. Müminlerin gözleri korku ve ümit arası bir yaşla dolmuş, gönülleri ilk kez ramazan hilalinin zarafetiyle yıkanmıştı.
Peygamber Efendimiz hutbelerinde şöyle nida ediyordu: "Size bereket ayı Ramazan geldi. Allah bu ayda rahmetini indirir, günahları siler ve duaları kabul eder."
Bu sözleri duyan sahabe, sevinçten ve bu lütfa erişememe korkusundan gözyaşı döküyordu.
Müminlerin anneleri; sofraları kuruyor, itikaf edenler için hazırlıklar yapıyor, fakirler için giysiler dokuyorlardı. Hz. Ayşe’nin rivayetiyle; Ramazan girince Resulullah’ın rengi değişir, ibadeti artar, huşusu derinleşirdi. Hz. Fatıma, evlatları Hasan ve Hüseyin’i "Bu ay mide için değil, Allah içindir" diyerek yetiştiriyordu.
Ramazan biterken Medine sokaklarını hüzün kaplıyordu. "Acaba kabul oldu mu?" endişesiyle dökülen yaşlar, bayram sabahının neşesine karışıyordu. İlk Ramazan, bir okuldu; sahabe o okulda sabrı, şükrü ve dünya nimetlerinden Allah için vazgeçmeyi öğrendi.
İşte bu ilk Ramazan, tarihin akışını değiştiren, yeryüzüne adaleti ve nuru taşıyan o muazzam İslam medeniyetinin ilk büyük adımıydı. Onlar bu ayda piştiler, bu ayda kemale erdiler ve dünyayı aydınlatan birer yıldız oldular.
Arapçadan tercüme:
Abdülhamid Doğan

