ACI KÜP
Îsâ Aleyhisselâm, bir gün bir yere gidiyordu. Bir ırmak kenarına vardı, Bir müddet dinlendi ve abdest aldı, birkaç rekât namaz kıldı ve o ırmağın suyundan birkaç avuç su içti ve çok hoş ve tatlı bir su olduğunu anladı. dört tarafına bakındı ve gördü ki, Bu ırmağın kenarında içi su ile dolu bir küp gömülmüş olduğunu gördü. O küpteki sudan da içti ve gâyet acı olduğunu fark etti. bir karara varamadı.
Bu sırada Cebrâil Aleyhisselâm geldi ve:
“Yâ Nebîyallâh!” Dedi, “Hakk Teâlâ Sana Selâm Etti ve küpe sorsun, küp suyunun neden acı olduğunu ona haber verecektir!” Buyurdu...”
Bunun üzerine Îsâ Aleyhisselâm, meseleyi küpe sordu ve küp Allahû Teâlâ’nın desturuyla lisâna gelerek cevap verdi:
“Yâ Nebîyallâh!” Dedi, “Ben bir ulu Padişahtım. Dünyada üç yüz yıl hüküm sürdüm. peşim sıra üç yüz bin asker gelirdi. üç yüz ulu şehrim vardı. o, üç yüz şehirde, üç Yüz Ulu sarayım vardı. Bu üç yüz sarayıma ara sıra gider ve zevk ederdim. Bu zevk ve sefada iken, Bir gün ansızın bana hastalık geldi ve sonunda Azrâil Aleyhisselâm’ın Harbesini yedim, Can acısı çektim. Bütün O saltanat, Devlet, hükümet, zevk ve temaşa, hepsi-hepsi bir anda elimden çıkıverdi. bunlardan hiçbirisinden bana bir fayda ve çare olmadı. Bütün görüp geçirdiklerim bana bir gün bile gelmedi. beni, bir yere gömdüler ve üzerime büyük bir türbe yaptılar. üç yüz yıl o türbede yattım ve çok ağlayıp feryat ettim ve lâkin hiç kimseden medet bulamadım. Üç yüz yıl sonra bir zelzele oldu ve türbem yıkıldı ve üç yüz yıl kadar bütün o şehir bir harabe hâlinde kaldı. Sonra o şehri tekrar İmar ettiler. Benim türbemin bulunduğu yere bir kiremitçi geldi, kiremit pişirerek satmaya başladı. Bir gün, o yerlerin padişahı da geldi ve o şehre büyük bir saray yaptırdı. O saray için kiremit ısmarladı ve benim türbem olan yerden ve benim etim, kemiğim karışmış bulunan topraktan kazdılar, balçık yaptılar, kiremit döktüler ve padişah sarayını bu kiremitlerle Örttüler. Yıllarca kiremit olup Padişah sarayının damında durdum. aradan yine zaman geçti, o padişaha da zevâl erişti ve öldü. Sarayı da yıkıldı ve kiremitleri kırıldı. Ondan sonra, o şehre bir küpçü geldi ve sarayın bulunduğu yeri kendisine imalâthane olarak Seçti, Benim Etimden ve Kemiğimden Olma Kiremitleri de Dövdü, Balçığa Karıştırdı ve Bir küp yaparak sattı. Bir zaman da evlerde ve yerlerde küp olarak durdum. Nihâyet büyük bir sel geldi, Beni bulunduğum yerden söktü, Çıkardı ve şuraya getirdi, bıraktı. yıllardan beridir burada duruyorum...”
Îsâ Aleyhisselâm küpe sordu: “Hikâyeni anladım ama benim asıl merak ettiğim şudur ki, Şu ırmağın suyu gayet Tatlı olduğu ve senin içine de o sudan dolduğu hâlde, senin Suyun Neden acıdır?”
Küp, bu soruyu da şöyle açıkladı:
“Yâ Nebîyallâh! Ne zamanki Azrâil Aleyhisselâm harbesini bana vurunca, ölüm acısı benim bütün gövdeme yayıldı, etime ve kemiğime bu acı sindi. o acı hâlâ benden gitmiş değildir. Benim içimdeki suyu acılaştıran da işte o can acısıdır...”
DÜNYA
Vaktiyle bir delikanlı bir kıza aşık olur. delikanlı, babasına; “Bu kızı bana iste!” demiş.
Babası da kızı istemeye gitmiş,fakat baba kızı görünce kendisi aşık olmuş.
Oğluna dönüp;
“Olmaz” demiş.
“Bu kız sana göre değil de bana uygun bir kızdır.” demiş.Bunun üzerine baba ile oğlu arasında tartışma çıkmış,köyde bulunan bir bilgeye gidelim ona soralım demişler.Bilgenin yanına varınca,
Bilge:
“Kızı getirin,kız seçsin kendisi karar versin.” demiş.
Kız gelince bu defa bilge bir kere değil,yüz defa o aşık olmuş.
Demişler ki:
“Vezire gidelim,o karar versin.”
Vezire gidince bu defa vezir, kızı görünce bir değil yüz defa aşık olmuş.Derken tartışma büyümüş,sultanın yanına gitmişler.
Sultan kızı görünce;
“Hayır demiş,bu kız size uygun değil,ancak benim gibi birine layıktır.” demiş.
Bunun üzerine kız ortaya çıkmış ve demiş ki:
“Hiç de öyle değil,bir karar verdim,ben koşacağım,siz de arkamdan koşacaksınız,hanginiz bana ulaşırsa ben onunla evleneceğim.”
Kız koşmuş,onlar da arkasından koşmaya başlamışlar,bunlar koşarken peşinden bir çukurun içine düşmüşler.
Kız başlarına dikilip şöyle seslenmiş:
“Benim adım Dünya,hepiniz peşimden koşarsınız,bana ulaşmak için Hak-hukuk çiğnersiniz,kavga eder,vicdanı bir kenara atar,ailenizi çiğnersiniz ama hiçbiriniz bana ulaşamazsınız.Ve en sonunda bir çukurun içine,yani bir kabre düşersiniz.”
Hafız-ı Şirazî (r.a.) bu konuda ne güzel de demiş:
“Dünya güzel bir gelindir ama dikkat edin,bu gelin öyle bir gelin ki kimsenin nikahının altına girmez.Unutma ne yersen o senin karıncan,ne yaparsan o da senin mezarın olur.Neye sahip olursan ol,o da senin mirasçına kalır.Ancak bir tek sana kalan,sana fayda getiren senin amelin olacaktır.”
“Allah’ım!
Sen bizi dünya menfaatinin peşinden koşanlardan değil,yalnız senin rızanı gözeten kullarından eyle.”
****
BANA ÖĞRET
Dervişin biri bir ırmak kenarında abdest alırken suyun içinde çok değerli bir taş görür. Taşı alıp çantasına koyar ve yoluna devam eder. Akşamüstü bir yerde dinlenmek için oturur. Bu arada bohçasını açar ve ekmek peynirinden yemeye başlar. O sırada yakından geçen bir dilenciyi de sofraya davet eder ve ikramda bulunur.
Bir ara dilencinin gözü çantadaki taşa takılır.
Dervişe, “Allah rızası için bu taşı bana verir misin?” der.
Derviş, taşı çıkarır ve dilenciye verir.
Dilenci gider ama ertesi sabah tekrar geri gelir ve dervişe sorar;
“Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyor muydun?”
Derviş, “Evet” der.
Dilenci tekrar sorar; “Yani bunu satınca ömrün boyunca zengin bir hayat süreceğini biliyor muydun?”
Derviş aynı cevabı verir; “Evet”
Bunun üzerine dilenci, “Peki bu taşı nasıl kolay bir şekilde bana verdin?”
Derviş, “Allah rızası için demiştin.”
Dilenci sonunda der ki, “Bu taşı sana bugün geri getirdim. Bunun yerine daha değerli bir şey ver.”
Derviş hayretle sorar, “Bunun yerine ne istiyorsun?”
Dilenci şunu söyler, “Bu hale nasıl geldin? Bana bunu öğret...
****
ÜÇ SORU
Üç ateist Mevlana’ya gitmişler.ona:
-eğer müsaitsen sana 3 sual soracağız?
Mevlana:
-ben müsait değilim Şems e gidin
demiş
ateistler Şemse gitmişler.şems de o sıra bir KERPİÇ ile oyalanmaktadır
ateistler:
-müsaitsen sana 3 sual soracağız
şems:
-müsaidim.birinci soruyu sor
ateistler aralarında bir sözcü seçmişler.
ateist:
-Allah var diyorsunuz.ama Allah’ı göremiyoruz.Allah’ı gösterin de biz de inanalım. Biz görmediğimiz şeye inanmayız
Şems:
-diğer suali sor
ateist:
-diyorsunuz; “şeytan ateşten yaratıldı ama daha sonra da diyorsunuz şeytan ateşle cezalandırılacak".bu saçma değil mi ateş ateşe azap eder mi?
Şems:
-son soruya geç
-ne diye insanlara hep baskı kurarsınız, nedir bu şeriat,bırakın insanlar ne yapmak istiyorsalar onu yapsınlar o zaman insanlar daha mutlu olur
bütün bu sorularımıza cevap ver ki Allah’a iman edelim veremezsen .........
ateist daha cümlesini bitirmeden şems yerdeki kerpici alıp ateisttin kafasına atmış.ateisttin kafasına hiçbir şey olmamış.sadece acı ile inliyormuş. dışarıdan darbe yediği belli olmuyor
neyse ateist kadıya gidip davacı olmuş.kadı şemsten hesap sormak için onu huzuruna getirtmiş.
Kadı:
-söyle bakalım.niye bu adamın başına kerpiç attın.adam şimdi senden hakkını istiyor..adam ateist diye niye ona kötü davranıyorsun.bizim dinimizde hoşgörü var.çabuk hesap ver!
şems:
-ben hiçbir şekilde bu adama şiddet kullanmadım.bana 3 soru sordu.ben de bu adamın dilden anlamayacağını anladım.onun yaşayarak öğrenmesini istediğimden 3 sorunun 3 üne de tek cevap verdim.
-nasıl yani?
-bu adam bana dedi ki" Allah’ı bana göster inanayım."ben bu adamın yalan söylediğine inanıyorum.bu adamın başı falan ağrımıyor.başının ağrısını göstersin de inanayım
ateist:
-ama acıyor ben hissediyorum
-ben de Allahın varlığını hissediyorum
ateist çaresizce susmuş.söyleyecek bir laf bulamamış
şems:
-daha sonra bana dedi" şeytan ateşten yaratıldı ateş ateşe azap eder mi hiç" ben de bu adama cevap olarak kerpiç attım.kerpiç de topraktan insan da topraktan nasıl kerpiç insana acı veriyorsa ateş de şeytana öyle acı verecek
ateist:
-ama ama şey..
şems devam etmiş:
-daha sonra bana "bırakın insanlar ne yapmak istiyorsa yapsınlar ne diye onları engelliyorsunuz" dedi.ben de o an bu adama çok sinirlendim ve kafasına kerpiç atmak istedim.söyleyin bana" her insan yapmak istediğini yaparsa dünyada düzen kalır mı"
3 ateisttin de o anda kalplerinde bir şeyler açılmaya başlamış ve Allaha iman etmişler..kadı şemsi cezalandıracaktı ama eski ateistler yeni müminler davalarından vazgeçmiş...
***
HIRA DAĞI
Hz Hatice, Hıra yokuşunu tırmanırken, dağın zirvesinde semavi konuklar vardı. Resulün incisi Hatice, Muhammed'i bir aşk ile yokuşu çıkıyordu.
Hz. Cebrail sevgiliye seslendi.
"Ya RESÜLALLAH" dedi
"İşte şu uzakta görünen Hatice’dir Sana geliyor...
"Yanında bir kap içinde yiyecek var."
Güzeller güzeli o yöne sevgiyle baktı.
Hz. Cebrail devam etti
Hz. Hatice annemiz yanına geldiği zaman Rabbinden ve benden ona selam söyle ! Cennette inciden oyulmuş yek pare bir sarayla müjdele! Bu müjdeyi vermek için bir an evvel kalktı, yalçın doruğun eteklerine indi.
Hz Hatice annemiz efendisini görünce saygı içinde ürperdi. Ya RESÜLALLAH neden buralara kadar zahmet ettiniz?
"Selamün aleyküm ey can güneşim"
"Aleyküm selam ve rahmetullahu berekatü"
Sıra müjdeye gelmişti...
Hz. Cebrail'in cennet müjdesi yeryüzünde kaç kadına nasip olurdu?
Selam büyük yerdendi!
Yüceler yücesi Rabbinden selam alan kadın, hayadan iki büklüm oldu.
Utandı, sevinç, mahcubiyet, şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemedi.
Tabii bir vakar içinde karşılık verdi
Derin ilmiyle anlamıştı ki, Allah'ın selamına selamla karşılık verilemez.
Kulluğu konuşturmalıydı. Sahip olduğu erdemler hazinesinden inciler toplayarak sundu vahyin Sultanına. Selam O'dur Ya Resûlallah dedi Selam Ondan' dır. Allah'ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun! Şeytan dışında selamı işiten herkese selam olsun. Ve selam Hz. Cebrail'in üzerine olsun. Namazlardan sonra okuduğumuz, Allahümme entesselam ve-minkesselam tebarekte ya zelcelal-i vel-ikram O (şanı yüce Allah Teala) Selamın Kendisidir Selam Ondan' dır Hz Hatice Annemizin hediyesidir.
Rabbim bizi onların şefaatiyle nail eylesin İnşallah.