UN MACERASI
Çocukluğumuzda yaşadıklarımızı hatırladıkça yüzümüze gülücükler dağılır. Annem elişi yapmayı kitap, gazete okumayı çok severdi. Belki bu yüzden bende okumayı çok sevdim. Annemin bir gazete okuması vardı ki sormayın. Çevresinde olan bitenlerle ilişkisini keserdi. Sadece okuduğu gazeteyle meşgul olurdu. El örgüsünün yanında örgü makinesine de, merak salmıştı. Yengemin akrabası Trabzon’da hanımlara örgü makinesi kursu veriyordu. Annem de, teyzemle birlikte Ayşe yengenin örgü makine kursuna başladı.
Hafta sonları hariç her gün annemle teyzemTrabzon’a örgü makinesi kursuna gidiyordu.
Henüz altı yaşında ilkokula başlamamıştım. Annem ve teyzemin örgü makine kursuna ben ve benden iki yaş küçük kuzenimde başladı. Kunduracılar Caddesinden geçip, evlerine doğru yol aldığımızı hala hatırlarım. Seyyar satıcıların, sırtlarında sepet taşıyan hamalların arasından geçip giderdik. Simit kokuları da geçtiğimiz her yerde bizi takip ederdi.
Ayşe yengenin evi, bahçe içerisindeydi. Tahta kapısından içeri girer, büyük taşlığı geçtikten sonra giriş katında olan örgü makinelerinin bulunduğu odaya girerdik.
Oda, ara sokağa bakıyordu. Üç örgü makinesi duvar diplerine kurulmuştu. Ortada büyükçe bir halı, her makinenin arkasında ikişer sandalye vardı. Kapının girişinde dört kişilik masa özenle yerleştirilmişti.
Annem ve teyzem, makinelerin başına geçer, ben ve kuzenim halının üzerinde oyuncaklarla oynardık. Ayşe yengenin on yaşındaki torunu da, arada bize katılırdı.
Öğle yemeği çoğunlukla yer sofrasında yeniirdi. Benim de en çok hoşuma giden yer sofrasında hazırlanan yemeklerdi. Sabah 09.00 da, annemle teyzemin kursu başlar, 12.00-13.00 arası öğle yemeği akşamda saat 16.00 da kurs biterdi.
Ayşe yengenin evinde kurstaydık. Annem ve teyzem ayrı makinelerde, örgü örüyordu. Makinede örgü örmeyi öğrendiklerinden ayrı makineleri kullanmaya başlamışlardı. Ayşe yenge de diğer makinede aldığı siparişleri örüyordu.
Ben ve kuzenim bize verilen ipliklerden şişlerle bir şeyler örmeye çalışıyorduk. O sırada yanımıza Ayşe yengenin torunu Sinan geldi. Elinde bir tabak, içinde un vardı.
Ben ve kuzenimden gözlerimizi kapatmamızı istedi. Bizde düşünmeden gözlerimizi kapattık. Sinan tabaktaki unu var gücüyle üfledi. Gözlerimizi açtığımızda her tarafmızın un olduğunu gördük.
Annem, ayağa kalkarak, bağırdı. “bu ne saygısızlık? Çocukların üstü başı mahvoldu.” Sinan bir şey söyleyemedi. Annemin sesi odada, hala çınlıyordu. Annemin sesine bizim ağlama sesimiz karışınca, odada acaip gürültüler oluştu. Ayşe yenge olayı yatıştırmaya çalışsa da annemi yatıştırmak kolay olmadı.
Sinan’ın annesi ve teyzem, beni ve kuzenimi alıp lavaboya götürdü. Önce yüzümüzü sonra saçlarımızı en sonda kıyafetlerimizi temizledi.
Her gün farklı olan kurs, bugünde un macerasıyla sonlanmıştı.