ŞEHRİME YABANCILAŞTIM
Zamanla her şey değişir. Dün bıraktığınızı, bugün bulamazsınız.
Her büyükşehir gibi Trabzon’da büyükşehir olduktan sonra değişime uğradı. Araçların geçiş güzergahlarından tutun da, yaşam koşullarına kadar her şey bir çırpıda değişti.
Yıllar önce dolmuş taksilerin yerini dolmuş minibüsler almıştı. Bu dolmuş minibüslerde uzun yıllar hizmet yaptıktan sonra yerini, daha büyük dolmuş minibüslerine bıraktı.
Bazı yollar trafiğe kapanırken, alternatif yollar trafiğe açıldı. Bunlar yapılırken, kentin mevcut estetik yapısı hiç düşünülmedi. Kentin var olan güzelliği, hiçe sayıldı.
Trabzon, tarihi bir kenttir. Trabzon, imparatorluklara başkent yapmış bir kenttir.
Takvim yıllarının geçtiği gibi Trabzon’da ki, yaşamda böyle, geçip değişti. Her sokağını, caddesini bildiğim Trabzon’a yabancılaştım. Dolmuş durakları bile bana yabancı oldu.
Yomra tarafında bir işim vardı. Köprü altında, araçların kalktığını öğrendim. Arka arkaya dizilen araçlar arasından geçerek, gitmek istediğim yeri söyledim. Yolcu toplamak için avazı çıktığı kadar bağıran adam, hiç oralı olmadı. Birkaç dakika adamın susmasını bekledim.
Neyse adam, bir an sustu. Bende, gidecek olduğum yeri söyledim. Adam, cevap vermek yerine bakmakla yetindi. Sorumu yenileyince, “arkadaki araç. Şimdi kalkacak eğer binmezseniz Kırkı beş dakika beklersiniz.” diyebildi.
Kısacası ağzında geveleyip durdu. Emin olmak için arkadaki aracın şoförünü aradım. Araç içinde beş altı yolcu belki vardı.
Bir müddet sonra araca bindim. Şoför hala ortalıkta görünmüyordu. Doğru araca mı, bindik yanlış araca mı, bindik belli değil!..
Nihayet şoför araca teşrif ederek, sürücü koltuğuna oturur oturmaz, motoru çalıştırdı. Arkaya göz atarak, kaç kişilik yer kaldığına baktı. Üç koltuk boştu. Demek ki, araç dolmadan hareket etmeyecekti.
Şehrime bu kadar yabancı olduğumu hiç bu kadar hatırlamıyorum.
Sokaklar bile yabancı göründü. İnsanlar, başka dünyadan gelmiş gibiydi. Mağazalar, dükkanlar hepsi yabancıydı.
Şehir bana, ben şehre yabancıydım. Adımladığım parke taşları bile yabancı oldu. Kokusunu doyamadığım sokaklarda pişirilen kestaneler bile yabancılaştı. Ya, simit kokuları? Evet, onlarda yabancılaşmanın bir parçası olmuştu.
Yağmur bile yabancıydı. Şehrin üstüne yağan yağmurun yabancısı olur mu? Diye sormayın. Şehir yabancılaşırsa, yağmurda yabancı gelir.
Benim için Trabzon, eski özelliğini kaybetmiş yabancılaşan, betonlaşan bir şehir. Keşke, hafızamda yabancılaşmamış hali kalsaydı.
Trabzon’umu kendime yabancılaşmış olarak hiç görmeseydim.
