Fatma Karahasanoğlu


      PADİŞAHIN İŞİ NE

   Bilmeden, tanımadan, araştırmadan hüküm vermek doğru değildir.  Hikayede olduğu gibi hiçbir şey göründüğü gibi değildir.


                      PADİŞAHIN İŞİ NE

 

                     Bilmeden, tanımadan, araştırmadan hüküm vermek doğru değildir.  Hikayede olduğu gibi hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

                     “Sultan Murad Han o gün telaşlıydı. Vezirini yanına çağırır.  

— Akşam garip bir rüya gördüm.

– Hayırdır inşallah?..

— Hayır mı şer mi öğreneceğiz.

– Nasıl yani?

— Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset görür. Ve  sorar;

— Kimdir bu?

Ahali: Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!..

— Nerden biliyorsunuz?

– Müsaade et de bilelim . Kırk yıllık komşumuz…

Bir başkası söze karışarak;

– Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar… Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.

– Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..

Mahalleli bunları konuştuktan sonra oradan ayrılır. Vezir de gitmek üzereyken, padişah;

— Nereye gidiyorsun?

– Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

— Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem… Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.

– İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

— Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

– Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

— Mollalığa devam… Naaşı kaldırmalıyız en azından.

– Aman efendim, nasıl kaldırırız?

— Basbayağı kaldırırız işte.

– Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini…

— Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.

– Şurada bir mahalle mescidi var ama…

— Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?

– Ne bileyim, Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden…

— Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim…

                Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları su doldurup, ocağa koyar. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir . Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Manâlı bir tebessüm dudaklarından okunur. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de.  

Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha… Bir ara vezir yanlış yaptıklarını söyler. Sultan, nedenini sorar. Vezir endişeli olarak;

– Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..

— Doğru, öyle ya, neyse… Sen burada kal. Ben mahalleyi dolaşayım.

                 Padişah garip maceranın başladığı noktaya gider.  Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

– Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Biliyor musun oğlum? Bizim efendi bir âlemdi, vesselam… Akşamlara kadar nalın yapar… Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..

— Niye? – Ümmeti Muhammed içmesin diye…

— Hayret…

– Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek… O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara… Mızraklı ilmihal.  Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe’yi görmeli.  İşte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya… Hatta bir gün;  Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada. Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?

Padişah, kadının sözünü keserek; — Peki o ne dedi?

– Önce uzun uzun güldü, sonra; Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?”