KİM O?
KİM O?
Tarih: 26.10.2018 11:52:36/ 1925okunma / 0yorum

KİM O?

 

Çalınan kapıydı. Kim o? Ben. Ben?

 

Sesi tanımış mıydı? Yabancı gelmiyordu ona. Biraz düşünse “Ben” diyenin kim olduğunu çıkarabilirdi. Aradan uzun yıllar geçmişti düşünmeyeli. Aslında düşünüyordu düşünmesine de bu istemsiz bir düşünmeydi. Bu hâller onda ne zaman başlamıştı? İşte bunu bilmiyordu.Gidip de dönmemek var, dönüp de görmemek var demişti ve gidip de dönmemişti.

 

Uğraştım. Gitmemesi için çok uğraştım. Gitmesi bir açıdan benim için tehlikeli bir durum arz ediyordu. Çok şeye şahit olmuştu. Geçen onca zamana karşın ses seda çıkmamıştı. Anlaşılan Penelope de susmayı tercih etmişti. Susmak, bir tercih değildir. Bilenler bilir. Tercihten daha çok bir zorunluluk hâline gelebilir bazen.

 

O gece Penelope´nin bineceği uçağa yetişmek için çok çaba sarf etmişti. Her ne kadar arabayı havaalanına sürmemişse de Penelope ile kaldığı eve gitmişti ve her zaman olduğu gibi geç kalmıştı. Biraz da geç kalmak istemişti aslında. Penelope´ye yetişseydi ona ne diyecekti ki? Yol güzergâhında hep bunu düşünmüştü. Ne kadardüşünse bir şey bulamamıştı. İçinde bir vicdan azabı duymuyordu.  Çünkü yaşanılanların tek tanığı ortadan kaybolunca bazı şeyleri düşünmemek onun için hiç de zor değildi. Hayatta başardığı ender şeylerden biri de buydu. Yaşanılanlar öyle küçümsenecek şeyler de değildi üstelik. İnsan işte, bir süre sonra ne yaşarsa yaşasın unutuyor. Unutmasa da alışıyor. Biraz unutmuş, biraz da alışmıştı. Ancak ona sorarsanız unutmuştu.

 

O gün çalınan kapı, birden ona yıllardır unuttuğunu sandığı Penelope´yi hatırlatmıştı. Bu aslında şaşılacak bir şeydi. Aradan geçen onca zamana rağmen hatırlamadığı Penelope´yi kapının çalınması hatırlatmıştı. Penelope´ye hâlâ âşık mıydı yoksa? Böyle bir şey mümkün müydü? Diyelim ki mümkün olsun. İnsan geçen bunca zamanda Penelope´yi aklına bir kere dahi olsa getirmez miydi? Yaşanılanlar ne zaman bitmişti? Hatırlamak istemediği o ikinci olayda mı? Ama yaşanılan ilk değildi. Penelope, ilk cinayete de şahit olmuştu. İlk cinayet ile ikincisinin arasında ne fark vardı? Aynı şey tekrar edilmişti işte. Her şey bu kadar basit miydi? Ya da olabilir miydi? Bir cinayetten bahsediyoruz. Üstelik mahkemeye çıksalar ilk cinayetten suçsuz bile sayılabilirlerdi. Ama arabayı kendisi kullanıyordu. Penelope´nin bir suçu yoktu ki. Olsun, araba Penelope´ye aitti ve Penelope sarhoştu. Belki bu yüzden Penelope, ilk cinayetten sonra onu terk etmemişti. Penelope, onu terk ettiğinde bir sebep de söylememişti. Hüsnü´yü öldürmeyi o da istemezdi elbet. Evet, Hüsnü´yü sevmezdi. Aslında bana da soracak olsanız ben de Hüsnü´yü çok sevmezdim. Boşboğazın tekiydi.

 

Kader ağlarını örmüştü bir kere. Araba ile gecenin bir vakti o yokuştan inerken tesadüfen Hüsnü de kaldırımda yürüyordu. O akşam Hüsnü´yü fark etmemişti. Ancak Hüsnü, en ince ayrıntısına kadar yaşanılanlara şahit olmuştu. Kader. Kimse bilemezdi. Hüsnü de bilemezdi. Bir süre, içinde sakladı bunu. Bir yere kadar. Bir süre sonra da şahit olduklarını karşısındakine sezdirmeye başlamıştı. Anlayacağınız Hüsnü, ona başka çare bırakmamıştı.

 

Böyle olsun istemezdi. Hüsnü, işten arkadaşıydı. Bir zaman birlikte çeviriler de yapmışlardı. Sıkı fıkı dost olmasalar da arkadaştılar. Hüsnü, ulu orta yerde ileri geri konuşabilirdi ki konuşuyordu da. Ölmeyi hak etmişti işte. Öyle anlaşılması güç bir cinayet yok ortada. Birinci cinayete tesadüfen şahit olan bir adamın öldürülmesi!Üstelik birincisi kazaydı. Yine de ortada tanık bırakmamalıydı. Ya Penelope neydi? Bir suç ortağı mı? Evet, galiba onu öyle görüyordu.

 

Bir süre sonra kahramanlar vicdan azabı duyup suçlarını itiraf etmezler miydi? Etmemişlerdi işte.Ben de yıllardır bu sorunun cevabını aradım. Normal koşullarda biraz zaman geçtikten sonra çözülmeleri gerekiyordu. Penelope gittikten sonra ondan bir daha haber alınamamıştı. Öyle bir kadındı zaten. Kendi istemezse kimsenin ondan haberi olmazdı. Bir bakmışsınız bir zaman çıkagelmiş.

 

Kapı çalınmış ve dışarıdan bir ses “Ben” demişti. Penelope, olabilir miydi bu? Bir gece ansızın gelebilir miydi? Daha önce yapmadığı şey değildi. Mesele biraz da kapıdakinin Penelope olup olmamasını isteyip istemediğiydi. Yaşananlar bir daha yaşanacaktı. Yıllardır unutulmuş sanılan olaylar tekrar hatırlanmak zorunda kalınacaktı. Bunu Penelope de, o da istemezdi. Kim isterdi ki? Bu yüzden kapıyı açmamaya karar verdi ve kapıyı açmadı.

 

NEŞAT SAMAT

 








Kaynak:

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956)
CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956)
CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956)
3. ART ULUSAL RESİM ÇALIŞTAYI TRABZON´DA BAŞLADI
3. ART ULUSAL RESİM ÇALIŞTAYI TRABZON´DA BAŞLADI
3. ART ULUSAL RESİM ÇALIŞTAYI TRABZON´DA BAŞLADI
TÜRKAN AKYOL (1928-2017)
TÜRKAN AKYOL (1928-2017)
Türkiye´nin ilk kadın bakanı... Tıp doktoru ve siyasetçi...
BEKLENEN
BEKLENEN
—Uzun zamandır rüya görmüyorum.
TRABZON´A KONSERVATUVAR ŞART!
TRABZON´A KONSERVATUVAR ŞART!
TRABZON´A KONSERVATUVAR ŞART!
TRABZON TARİHİNE RESTORASYON
TRABZON TARİHİNE RESTORASYON
TRABZON TARİHİNE RESTORASYON
 Leonid Nikolayeviç Andreyev (1871-1919)
Leonid Nikolayeviç Andreyev (1871-1919)
Leonid Nikolayeviç Andreyev (1871-1919)
        Sivas  Kongresi
Sivas Kongresi
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül-18 Aralık 1919 tarihleri arasında "Milli Mücadele Karargâhı"olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemli ve müstesna bir yer tutmaktadır.
Karadeniz´in incisi Trabzon´dan Doğu Anadolu´nun incisi Van´a ziyaret
Karadeniz´in incisi Trabzon´dan Doğu Anadolu´nun incisi Van´a ziyaret
İçişleri Bakanlığının kardeş şehirler projesi kapsamında Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesindeki illere geziler devam ediyor.
SÜMELA DOLUP TAŞIYOR
SÜMELA DOLUP TAŞIYOR
SÜMELA DOLUP TAŞIYOR
Namık Kemal (21 Aralık 1840, Tekirdağ - 2 Aralık 1888, Sakız Adası),
Namık Kemal (21 Aralık 1840, Tekirdağ - 2 Aralık 1888, Sakız Adası),
Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu yazar, gazeteci, devlet adamı ve şairdir.
Hans Christian Andersen (1805 - 1875)
Hans Christian Andersen (1805 - 1875)
Hans Christian Andersen (1805 - 1875)
 Marie Curie (1867-1934)
Marie Curie (1867-1934)
Marie Curie, 7 Kasım 1867´de Polonya´da dünyaya geldi.
            Gönül köprüsünü fırçalarıyla kurdular
Gönül köprüsünü fırçalarıyla kurdular
Muş Valiliği ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Dünya sanatçılarının gözüyle Muş" konulu 10´uncu Uluslararası Sanatçı Buluşması´nda 25 ülkeden gelen 50 sanatçının eserleri sergilendi
Abdülhak Adnan Adıvar
Abdülhak Adnan Adıvar
Türk siyasetçi, yazar, tarihçi, akademisyen ve hekim Abdülhak Adnan Adıvar... Abdülhak Adnan Adıvar kimdir? İşte Abdülhak Adnan Adıvar´ın biyografisi
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
Rus doktor, yazar Anton Çehov. Anton Çehov kimdir? İşte Anton Çehov´un biyografisi
Ernest Hemingway (1899 - 1961)
Ernest Hemingway (1899 - 1961)
Ernest Hemingway (1899 - 1961)
AHMET HAŞİM (1884-1933)
AHMET HAŞİM (1884-1933)
AHMET HAŞİM (1884-1933)
             Yüreğimin ortasında Trabzon
Yüreğimin ortasında Trabzon
Yüreğimin ortasında Trabzon
CAHİT ZARİFOĞLU (1940-1987)
CAHİT ZARİFOĞLU (1940-1987)
Aslen Kahramanmaraşlı´dır. 1 Temmuz 1940 tarihinde Ankara´da doğmuş olan şairin çocukluğu Kahramanmaraş´ta geçmiştir. Edebiyata, Kahramanmaraş Lisesi´nde iken şiir ve kompozisyon yazarak başlamış, lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş ve buradan mezun olmuştur.
ÇİRKİN KIZ SÜREYYA
ÇİRKİN KIZ SÜREYYA
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler bokuç oynarken eski hamam içinde...
NAZIM HİKMET (1902-1963)
NAZIM HİKMET (1902-1963)
NAZIM HİKMET (1902-1963)
Orhan Kemal (1914-1970)
Orhan Kemal (1914-1970)
Mehmet Raşit Öğütçü veya kullandığı adıyla Orhan Kemal (15 Eylül 1914, Adana - 2 Haziran 1970, Sofya), toplumcu gerçekçi, Türk romancısı ve oyun yazarı.
            Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983)
Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983)
Necip Fazıl Kısakürek, 26 mayıs 1904´de İstanbul´da doğdu.
EL SANATLARI SERGİSİ BEĞENİLDİ
EL SANATLARI SERGİSİ BEĞENİLDİ
Maçka Halk Eğitim Merkezi´nin düzenlediği Yıl Sonu Sergisi, birbirinden farklı ve güzel ürüne ev sahipliği yaptı. T
Haldun Taner (1915-1986)
Haldun Taner (1915-1986)
16 Mayıs 1915´te İstanbul´da doğan sanatçı Hukuk Fakültesi profesörü Ahmet Selahattin´in oğludur.
FATİH SULTAN MEHMET (1432-1481)+
FATİH SULTAN MEHMET (1432-1481)+
II. Mehmed, 21 yaşında İstanbul´u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu´na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ´ın sonu Yeni Çağ´ın başlangıcı olarak kabul edildi.Fetih´ten sonra Fethin Babası anlamına gelen “Ebû´l-Feth”, daha sonraki dönemlerde ise “Çağ Açan Hükümdar” ve “Kayser-i Rûm” (Roma İmparatoru) unvanları ile anıldı.
Samipaşazade Sezai (d. İstanbul, 1860 - ö. 26 Nisan 1936, İstanbul)
Samipaşazade Sezai (d. İstanbul, 1860 - ö. 26 Nisan 1936, İstanbul)
Samipaşazade Sezai (d. İstanbul, 1860 - ö. 26 Nisan 1936, İstanbul)
OKTAY RIFAT (1914-1988)
OKTAY RIFAT (1914-1988)
OKTAY RIFAT (1914-1988)
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
5.8915
EURO
6.5012
aa
Son Sayı
Önceki Sayılar
SAYFA EDİTÖRÜ

sayfa deneme

Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
-Her 4 Amerikalıdan biri mutlaka televizyonda görünüyor. (Sokakta her 4 kişiden 1 imza dağıtıyormuş düşünsenize) -Uyurken televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla kalori yakıyoruz. (Demekli televizyonla uyutuluyoruz) -Bir karıncanın koku alma yet

İlginç Bilgiler 5
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29