BEKLENEN
—Uzun zamandır rüya görmüyorum.
Tarih: 16.9.2019 14:39:28/ 387okunma / 0yorum

BEKLENEN

 

—Uzun zamandır rüya görmüyorum.

—Ne zamandan beri?

—Ne zamandan beri olduğunu hatırlamıyorum.

—Zorlayın kendinizi biraz.

!..

—Ferhunde Hanım!

—Evet.

—Ferhunde Hanım gittikten sonra.

—Ferhunde Hanım kim?

—Mahallemizde bir kadın. Aslında artık mahallemizde oturmuyor. Taşındı.

—Ne zaman taşındı?

—Bir iki yıl oluyor. Yok yok, o kadar olmamıştır!

Dönüp arkasındaki saate baktı. Saatin tik takları duyulmuyordu. Bu onun sevdiği saatlerdendi.

—Beş yıl. Tam tamına beş yıl.

Doğru hatırlıyordu. Bu yüzden kendine biraz şaşırdı.

—Beş yıldır rüya görmüyorum. Ya da görüyorum da gördüğüm rüyaları hatırlamıyorum.

—Zaman zaman unutkanlıklar yaşadığınız oluyor mu?

—Hayır hayır! Hafızam kuvvetlidir. Ezberimde yüze yakın şiir vardır:

“Ne hasta bekler sabahı”

!..

—Şiir bu kadar mı, devamı yok mu?

!...

Birazdan sabah ezanı okunur. İçeriden dedemin sesi geliyor. Her sabah olduğu gibi bu sabah da dua kitabını açmış okuyor. Kapım çalınıyor. Kapıyı çalan babaannem.

—Sabah namazı okunuyor Neşat! Hadi kalk oğlum!

Babaannemin okuma yazması yoktur. Kendimi bildim bileli de ezan okunuyor yerine namaz okunuyor, der. İlginç kadındır benim babaannem. Ne zaman dedemle tartışsa gideceğim de gideceğim, diye tutturur. Nereye gideceksin babaanne, diye sorduğumda İstanbul´a yeğenlerimin yanına, olmadı Sakarya´daki torunlarımın yanına giderim, der. Bir gün ciddi ciddi, seni Sakarya´ya götüreyim dediğimde benimle gelmek istemedi. Ama ömrünce de gideceğim demekten vazgeçmedi. Şimdilerde ise kulağı biraz ağır işitir. Bu yüzden sıklıkla sağır duymaz uydurur atasözünü haklı çıkaracak davranışlar sergiler.Dedem duasını bitirmiş namaza durmuş olacak ki içeriden sesi gelmiyor. Babaannem sobayı yakmaya çalışıyor. Sobanın üzerinde her zaman olduğu gibi demini ömrünce almamış bir çay duruyor.

Dedem namazını kılmış dış kapıyı zorluyor. Babama kaç sefer söyledim şu kapıyı üzerine kilitleme diye. Meret kilitlenince zor açılıyor. Dedem yanıma uğrayıp yastığımın altına harçlığımı koymuyor. Artık o da benim gibi başkalarının eline bakıyor. Yoksa cömert adamdır benim dedem. Dolmuşçuluk yaptığı zamanlarda hiçbir sabah boş geçmezdi beni. Yanağımdan öpüp beş lirayı usulca yastığımın altına koyardı. Dolmuşçuluktan da o kadar para kazanmazdı üstelik. Zaman zaman arabanın yakıtı olmadığından babama dert yanardı. Çoğu kez arabasına binen müşterileri bedava taşır, parası olmayıp dedemden borç isteyen müşterilerine de cebinde ne var ne yok çıkarıp verirdi. O kazadan sonra o günler de eskide kaldı. Bir vakit yeniden araba almaya niyetlense de bu niyetinden parası olmadığı için vazgeçmek zorunda kaldı. Dedem, kapıyı nihayet açabiliyor. Babamın akşamdan televizyonun üzerine bıraktığı çay parasını cebine koyuyor. Gün aydınlanmak üzereyken yola çıkıyor. Bırakılan çay parasından artırabildiği ile kendisine yiyecek içecek alır. Bazı günler gittiği yerden eli boş döner. O günler birkaç kişiye çay ısmarladığını anlarım.

Dedemle çok eski zamanlarda yirmi beş kuruşa ayakkabı boyardık. Günlüğüm beş kuruştu. Bir gün zam istemeye karar verdim. Günlüğümü on kuruşa çıkardı. Hacı Murat ile Sakarya´ya gidecektik bir ara. Araba bozulduğunda, beraber itecektik arabayı. Lakabı murıttı. Murıt kelimesinin aslı müritten geliyordu. Biraz biraz hocaydı. Ölümle burun burunayken dedem vardı yanımda. Ankara´nın soğuğunda yorgan dikerdi. Yorgan ustasıydı. Babaanneme kızdığı vakitlerde yemeğini kendi yapardı. Benim dedemin ağzı biraz felçlidir. Felç olduğunda hiç doktora gitmemiştir. Az da doktordur. Daha sonraları kendisine faydası olmadığını anladığı vakitlerde bir buçuk ay hastanede yanında kalacaktım. Belki ben size para bırakmadım ama düşman da bırakmadım en meşhur laflarından biriydi. Arabası olduğu yıllarda önüne gelene korna çalardı. Sevmediği insanlara da korna çaldığı vakitlerde kornayı çaldıktan sonra “koyayım bizcuğune” derdi. Ama küfür ettiği adamlara da korna çalmaktan vazgeçmezdi. Çay ısmarladığı bile olurdu. Herkese yarandı şu dünyada, bir tek babaanneme yaranamadı. Ama ben, babaannemin hastaneye düştüğünde babaannem hastaneden çıkana kadar dedemin hastanenin önünden ayrılmadığını da görecektim.

!...

—Kaldığımız yerden devam edelim. Beş yıl önce, Ferhunde Hanım gittikten sonra rüya görmemeye başladım demiştiniz.

—Tam olarak öyle demedim: Belki de görüyorum da hatırlamıyor olabilirim de dedim.

—Ferhunde Hanım ile aranızda ne gibi bir münasebet vardı?

—Şimdi hatırladım işte.

—Neyi hatırladınız?

—Şiiri:

Ne taze ölüyü mezar

!..

Telefonumun alarmı çalıyor. Öyle zannediyorum. Saat altıyı on geçiyor. Kalkıyorum. Telefonda tanıdık bir ses dedem öldü diyor.

!..

Çıkıyorum evden. Kaynanama dedemin öldüğünü söylüyorum. Bu kadar soğukkanlı olmama şaşırıyorum bir an. Yol gözümde büyüyor. Üzerine yeşil bir örtü örtmüşler. Bu örtüyü nereden bulduklarını merak ediyorum o an. Şimdi örtüyü açacağım ve dedemin soğuk bedeniyle karşılaşacağım. Bir gözü açıktı dedemin. Uyurken de kapanmazdı o göz. Felçliydi. Belki yine uyuyordur diyorum. Elimle gözünü kapatıyorum. İçimden dede diyorum.Babaannem bir köşede ağlıyor. Soracaklardı ona hakkını helal ediyor musun diye. Dedem hayattayken etmem demek kolaydı. Hakkım helal olsun diyecekti en derinden sorulduğunda.

Dışarı çıkınca bir an her şeyi unutuyorum. Ama biliyorum ki bir vakit gelecek her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlayacaktım. İçimdeki ölüm korkusunu dedem öldüğünde fark edecektim. Meğer yıllardır içimde bir köşede durup unutturmuştu kendisini.

—Oğlum, saat geçiyor!

Babaannemin sesi.

—Babaanne! Duymuyor beni. Biraz daha bağırmalıyım. Kalkıyorum. Etrafıma bakınıyorum. Dedemin odasıydı bu. Dedem yoktu artık. Ferhunde Hanım da… Anlıyorum ki ölmekle gitmek arasında fark yoktu.

 

NEŞAT SAMAT

 

 

 

 

 








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: BEKLENEN
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956)
CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956)
CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956)
3. ART ULUSAL RESİM ÇALIŞTAYI TRABZON´DA BAŞLADI
3. ART ULUSAL RESİM ÇALIŞTAYI TRABZON´DA BAŞLADI
3. ART ULUSAL RESİM ÇALIŞTAYI TRABZON´DA BAŞLADI
TÜRKAN AKYOL (1928-2017)
TÜRKAN AKYOL (1928-2017)
Türkiye´nin ilk kadın bakanı... Tıp doktoru ve siyasetçi...
TRABZON´A KONSERVATUVAR ŞART!
TRABZON´A KONSERVATUVAR ŞART!
TRABZON´A KONSERVATUVAR ŞART!
TRABZON TARİHİNE RESTORASYON
TRABZON TARİHİNE RESTORASYON
TRABZON TARİHİNE RESTORASYON
 Leonid Nikolayeviç Andreyev (1871-1919)
Leonid Nikolayeviç Andreyev (1871-1919)
Leonid Nikolayeviç Andreyev (1871-1919)
        Sivas  Kongresi
Sivas Kongresi
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül-18 Aralık 1919 tarihleri arasında "Milli Mücadele Karargâhı"olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemli ve müstesna bir yer tutmaktadır.
Karadeniz´in incisi Trabzon´dan Doğu Anadolu´nun incisi Van´a ziyaret
Karadeniz´in incisi Trabzon´dan Doğu Anadolu´nun incisi Van´a ziyaret
İçişleri Bakanlığının kardeş şehirler projesi kapsamında Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesindeki illere geziler devam ediyor.
SÜMELA DOLUP TAŞIYOR
SÜMELA DOLUP TAŞIYOR
SÜMELA DOLUP TAŞIYOR
Namık Kemal (21 Aralık 1840, Tekirdağ - 2 Aralık 1888, Sakız Adası),
Namık Kemal (21 Aralık 1840, Tekirdağ - 2 Aralık 1888, Sakız Adası),
Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu yazar, gazeteci, devlet adamı ve şairdir.
Hans Christian Andersen (1805 - 1875)
Hans Christian Andersen (1805 - 1875)
Hans Christian Andersen (1805 - 1875)
 Marie Curie (1867-1934)
Marie Curie (1867-1934)
Marie Curie, 7 Kasım 1867´de Polonya´da dünyaya geldi.
            Gönül köprüsünü fırçalarıyla kurdular
Gönül köprüsünü fırçalarıyla kurdular
Muş Valiliği ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Dünya sanatçılarının gözüyle Muş" konulu 10´uncu Uluslararası Sanatçı Buluşması´nda 25 ülkeden gelen 50 sanatçının eserleri sergilendi
Abdülhak Adnan Adıvar
Abdülhak Adnan Adıvar
Türk siyasetçi, yazar, tarihçi, akademisyen ve hekim Abdülhak Adnan Adıvar... Abdülhak Adnan Adıvar kimdir? İşte Abdülhak Adnan Adıvar´ın biyografisi
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
ANTON ÇEHOV (1860- 1904)
Rus doktor, yazar Anton Çehov. Anton Çehov kimdir? İşte Anton Çehov´un biyografisi
Ernest Hemingway (1899 - 1961)
Ernest Hemingway (1899 - 1961)
Ernest Hemingway (1899 - 1961)
AHMET HAŞİM (1884-1933)
AHMET HAŞİM (1884-1933)
AHMET HAŞİM (1884-1933)
             Yüreğimin ortasında Trabzon
Yüreğimin ortasında Trabzon
Yüreğimin ortasında Trabzon
CAHİT ZARİFOĞLU (1940-1987)
CAHİT ZARİFOĞLU (1940-1987)
Aslen Kahramanmaraşlı´dır. 1 Temmuz 1940 tarihinde Ankara´da doğmuş olan şairin çocukluğu Kahramanmaraş´ta geçmiştir. Edebiyata, Kahramanmaraş Lisesi´nde iken şiir ve kompozisyon yazarak başlamış, lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş ve buradan mezun olmuştur.
ÇİRKİN KIZ SÜREYYA
ÇİRKİN KIZ SÜREYYA
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler bokuç oynarken eski hamam içinde...
NAZIM HİKMET (1902-1963)
NAZIM HİKMET (1902-1963)
NAZIM HİKMET (1902-1963)
Orhan Kemal (1914-1970)
Orhan Kemal (1914-1970)
Mehmet Raşit Öğütçü veya kullandığı adıyla Orhan Kemal (15 Eylül 1914, Adana - 2 Haziran 1970, Sofya), toplumcu gerçekçi, Türk romancısı ve oyun yazarı.
            Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983)
Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983)
Necip Fazıl Kısakürek, 26 mayıs 1904´de İstanbul´da doğdu.
EL SANATLARI SERGİSİ BEĞENİLDİ
EL SANATLARI SERGİSİ BEĞENİLDİ
Maçka Halk Eğitim Merkezi´nin düzenlediği Yıl Sonu Sergisi, birbirinden farklı ve güzel ürüne ev sahipliği yaptı. T
Haldun Taner (1915-1986)
Haldun Taner (1915-1986)
16 Mayıs 1915´te İstanbul´da doğan sanatçı Hukuk Fakültesi profesörü Ahmet Selahattin´in oğludur.
FATİH SULTAN MEHMET (1432-1481)+
FATİH SULTAN MEHMET (1432-1481)+
II. Mehmed, 21 yaşında İstanbul´u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu´na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ´ın sonu Yeni Çağ´ın başlangıcı olarak kabul edildi.Fetih´ten sonra Fethin Babası anlamına gelen “Ebû´l-Feth”, daha sonraki dönemlerde ise “Çağ Açan Hükümdar” ve “Kayser-i Rûm” (Roma İmparatoru) unvanları ile anıldı.
Samipaşazade Sezai (d. İstanbul, 1860 - ö. 26 Nisan 1936, İstanbul)
Samipaşazade Sezai (d. İstanbul, 1860 - ö. 26 Nisan 1936, İstanbul)
Samipaşazade Sezai (d. İstanbul, 1860 - ö. 26 Nisan 1936, İstanbul)
OKTAY RIFAT (1914-1988)
OKTAY RIFAT (1914-1988)
OKTAY RIFAT (1914-1988)
ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR (1897-1976)
ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR (1897-1976)
Yazar ve İktisatçı Şevket Süreyya Aydemir 1897 yılında Edirne´de doğdu
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
5.8915
EURO
6.5012
aa
Son Sayı
Önceki Sayılar
SAYFA EDİTÖRÜ

sayfa deneme

Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
En uzun parmaktaki tırnak en hızlı, en kısa parmaktaki ise en yavaş uzayacaktır.

en uzun tırnak
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29