Tarih: 15.11.2025 10:10

PROF. DR. GAZİ YAŞARGİL HOCANIN ANILARINDAN

Facebook Twitter Linked-in

PROF. DR. GAZİ YAŞARGİL HOCANIN ANILARINDAN

 

              Temmuz güneşinin ortalığı kasıp kavurduğu sıcak bir yaz günü daha bitmek üzereydi..Adam hızlı adımlarla Diyarbakır sokaklarını arşınlıyordu..Bir an önce hedefine varmak isteyen maratoncular gibi yüksek tempoda yürürken yorgun bedeni frene basmış durup dinlenmek için gölgelik bir yerde bir taşın üzerine oturarak cebinden çıkardığı tütün tabakasından bir sigara sarıp derin bir nefes çektikten sonra gözlerini hafif yumarak düşünmeye başlamıştı..

Neden acele ettiğini kendi bile bilmiyordu..Oysa gün boyu güneşin altında inşaatta sırtında çimento tuğla taşımış omuzları yara bere içindeydi..Ama sırtındaki yükün inşaattaki yükten daha ağır olduğunu biliyordu.. 

Daha dün doktor son cevabını vermişti :

- Eşinizin ameliyatı burada yüksek riskli olur ameliyat masasından kalkması çok düşük bir ihtimal..Beyindeki tümör çok riskli bir yerde..

Bu sözleri duyunca boynunu büküp acı ile doktorun gözlerinin içine bakıp sormuştu :

- Hiç çaresi yok mu begim ?

Doktor hafif bir iç çekip elini omzuna koyup şöyle demişti :

- Çaresi var elbette ama burada değil İsviçre de Zürih te özel bir hastanede çok iyi bir beyin cerrahı var masrafları karşılayabilirseniz ki çok pahalı bir yolculuk olacak oraya götürmenizi önerebilirim..

- Ne kadar para gider begim ?

- Çok para demişti doktor..

Ama doktorun son kelimesi yüzünde hafif bir tebessüm yüreğinde bir umut ışığı doğurmuştu..

- Sözünü ettiğim doktor Diyarbakırlı yani hemşehriniz oraya varabilirseniz mutlaka size yardımcı olacaktır..

Bu sözler bir umut bir ışığıydı ama mesele oraya İsviçre ye varabilmek..Oturduğu taşın üzerinden doğruldu bu defa acele etmiyordu ağır ağır eve doğru yürüdü..

Kapıyı evin 9 yaşındaki kızı Esra açmıştı..İlk sözü şu oldu :

- Annen nasıl ?

Esra asık bir yüz ifadesiyle baktı babasına, doğruca eşinin yattığı odaya gitti..Aynur Hanım yarı baygın bir vaziyette uyuyordu..Başucuna oturdu.. Eşinin elini tutup iki avucunun arasına alıp yüzüne doğru götürüp öpüp okşadı..Gözlerinden hafif bir iki damla yaş eşinin elini ıslatmıştı..

Aynur Hanım gözlerini hafifçe aralayıp kocasının elini sıktı..Kısık bir sesle :

- Geldin mi ? diye sordu..

Adam aynı kısık ses tonuyla :

- Geldim dedi..

- Nasılsın bugün ? diye sordu..

Aynur Hanım hafif bir tebessümle :

- İyiyim dedi ve gözlerini tekrar yumdu..

Evin tek oğlu 19 yaşındaki Sinan da gelmişti..O da bir kahvehanede çalışıyordu..Babası gibi sabahın köründe kalkar akşama kadar durmadan çalışırdı..

Eve gelir gelmez annesinin odasına girmiş hafif buselerle yanaklarından öpmeye başlamıştı..

Evde beyninde tümörle yaşayan sayılı günleri kalmış bir eş bir anne ve çaresiz mucize bekleyen bir koca ve iki çocuk.. 

Baba oğul odadan çıkıp salondaki sedirde oturdular..Sinan babasına bakıp sordu :

- Baba ne olacak böyle anam eriyor..

Çaresizliğin esir aldığı inşaat amelesi Seyit oğlunun belki de yeryüzünde yaşayan tüm insanlığa sorduğu soruya tek kelimeyle cevap vermişti .

Evin küçük kızı Esra annesini kurtaracak ilacın adını öğrenmişti..Yastığın altında biriktirdiği bozuk paraları alıp evden fırlamış sokağın sonundaki Ulu Camii 'nin altındaki eczaneye şimşek hızıyla girmişti, elindeki bozuk paraları cam tezgahın üzerine koyup eczacı kalfasına :

- Mucize istiyorum diye bağırmıştı.. 

Eczacı kalfası gülümseyerek :

- Bakkal diğer sokakta oradan al istediğin çikolatayı dedi..

Esra sesini yükselterek : 

- Çikolata istemiyorum annem çok hasta babam kurtulması için mucize lazım dedi..

Sonra ağlamaya başladı..Nolur verin o ilacı param yetmiyorsa yine getiririm yarın..

Gel buraya kızım diye tok bir ses duyuldu eczanenin içinden..

Esra sesin geldiği yere döndü..Eczanenin girişinde koltuklarda karşılıklı iki amca oturmuş kahve içiyorlardı..Biri çok şık giyinmiş yazlık açık renkli bir takım elbise kravat rugan deri bir ayakkabı ayağında. Gülümseyerek elini uzatmış Esra nın ona doğru gelmesini bekliyordu..Esra biraz çekinerek biraz utanarak adamın yanına geldi..

Adam sormaya başladı :

- Annenin hastalığı ne ? dedi..

Esra başı önünde cevap veriyordu..

- Başı hep ağrıyor amca doktora götürdüler iyileşmedi..Babam abime dedi annenin iyileşmesi için mucize lazım bende o ilacı almaya geldim nolur verin bana o ilacı annem iyileşsin..

Bu arada tekrar ağlamaya başladı..

Şık giyimli amca elinin tersiyle Esma nın gözyaşlarını silerek ayağa kalktı :

- Eviniz nerde ? diye sordu..

- Arka sokakta dedi Esma..

- Bende doktorum kızım anneni görebilir miyim ?

Esma nın gözleri parlamıştı gidelim doktor amca ama o ilacı verin..Doktor amcası eczacı kalfasına seslendi :

- Bir kutu aspirin ver..

Esma sımsıkı tuttuğu bir kutu aspirin önde doktor amcası arkada eve doğru yürüdüler. Esma nın aniden evden çıkmasını merak eden babası ve abisi kapının önüne çıkmışlardı..

Esma onları görünce koşarak bağırmaya başladı. Elindeki aspirin kutusunu sallayarak aldım annemin ilacını hem de doktor amca getirdim anneme bakacak..

Amele Seyit..

Kahveci Sinan.. 

İki Garip.. İki Çaresiz.. İki Umutsuz..

ve Esma..

ve Bir Kutu Aspirin.. 

Seyit ve Sinan gelenin doktor olduğunu duyunca ayağa kalkmış doktora doğru ellerini uzatarak tokalaşıp hoş geldin deyip içeri davet ettiler.. 

İçeri girdiklerinde doktor hastayı sordu..Doğruca Aynur Hanım ın odasına girdiler..Hasta uyuyordu..

Sinan annesine seslendi..Doktor bırak uyusun dedi..

Röntgen filmlerini hastane tetkiklerini istedi..Esma bir çırpıda kocaman sarı zarfı getirip doktor amcasına uzattı..Doktor önce tetkiklere göz attı sonra siyah röntgen filmleri ışığa tutup teker teker defalarca baktı..

Odada çıt çıkmıyordu..Hane halkı meraklı bakışlarla elleri önlerinde iki pençe pür dikkat doktorun her hareketini izliyordu..Doktor elindeki filmleri tekrar Esma ya uzattı ve babaya dönerek dışarı çıkalım dedi salona geçip sedire buyur ettiler doktoru..

Doktor anlatmaya başladı..Burdaki meslektaşlarım doğru söylemişler tümör çok riskli bir yerde zor bir ameliyat olacak yurt dışına İsviçre ye gitmeniz lazım.. 

Baba Seyit bir kez daha yıkılmıştı..Onu biliyordu biliyordu da nasıl gidecekti yurt dışına hangi parayla..

Biliyorum begim dedi doktora biliyorum da imkanımız yok ben amelelik yapıyorum begim.. Dediğin yerde bir doktor varmış bizim hemşerimiz çok iyi bir doktor ona ulaşabilsek ama nerdeee imkansız..

Doktor, Sinan ın getirdiği çayı alırken sordu :

- O doktorun ismini söylediler mi sana ?

Seyit bir çırpıda söyledi nasıl unutabilirdi..

- He begim ismi GAZİ YAŞARGİL..

Doktor hafifçe gülümsedi :

- Profesör Gazi Yaşargil benim..

Seyit doktora baktı :

- Bizimle eğlenme beğım hastamız var..

Doktor çayını karıştırırken devam etti :

- Evet Gazi Hoca benim..Bir konferans için Ankara ya geldim hazır ülkeme gelmişken memleketim Diyarbakır a uğramamak dostlarımı görmeden gitmek olmazdı..Caminin yanındaki eczanenin sahibi benim iyi bir dostumdu vefat etmiş oğluna baş sağlığı dilemeye geldim sonrası malûm Esra kızım geldi mucize arıyordu ve buldu..

Şimdi ben hastayı seninle beraber götürecem ve ameliyatını bizzat ben yapacam bir kuruş masrafınız gitmeyecek bir kaç gün daha burdayım siz pasaport işini halledin gerisi bana kalsın..

Seyit ve Sinan lâl olmuş, Esra nın elindeki aspirin kutusunun aslında mucize ilaç olduğunu anlamış ikisi de aynı anda Gazi Hoca nın elini öpmek için hamle yapmıştı..

Gazi Hoca, Estağfurullah deyip ayağa kalkmıştı..

Aynur Hanım, başarılı bir ameliyatla sağlığına kavuşmuş sağ salim evine dönmüştü..

bunun adı "MUCİZE " idi. 

 

Mahmut Gazi Yaşargil (6 Temmuz 1925, Diyarbakır - 10 Haziran 2025, Stäfaİsviçre[1]), Türk-İsviçreli[2] bilim insanı ve tıp hekimi.

Beyin ve sinir cerrahisi alanında uzmandır.[3] Beyin cerrahisi pratiğinde, mikroskop kullanımının (mikrocerrahinin) hayata geçirilmesinde ve yaygınlaştırmasındaki katkılarıyla tanınır.[3] 1999 yılında Amerikan Nörolojik Cerrahlar Kongresi'nde Neurosurgery Dergisi tarafından "1950-2000 Yüzyılın Beyin Cerrahı" unvanı verilmiş ve Avrupa Nörolojik Cerrahlar Birliği onur madalyası ile onurlandırılmıştır.[4][5]

10 Haziran 2025 tarihinde, 99 yaşında İsviçre'de hayatını kaybetti.[6][7][8] Cenazesi İsviçre'de defnedildi.[9]

Yaşamı

[değiştir | kaynağı değiştir]

Ailesi ve çocukluğu

[değiştir | kaynağı değiştir]

Gazi Yaşargil, 6 Temmuz 1925 tarihinde babasının kaymakam olarak görevi yaptığı Diyarbakır'ın Lice ilçesinde Sehavet Hanım ile Azmi Bey'in oğlu olarak doğdu.[10] Baba tarafından Kayıhan aşiretindendi.[11] Doğduğu yıl ailesi ile beraber Ankara'ya taşındı. Yaşamının ilk 18 yılını Ankara İçcebeci'de geçirdi.[10] İkisi kız ikisi erkek olmak üzere dört kardeşi vardı. Ablası Selma hanım, Ankara Gazi Lisesinde 40 yıl İngilizce öğretmenliği yaptı. Kimya mühendisi olan kardeşi Tomris hanım Makine ve Kimya kurumunda kimya mühendisi olarak çalıştı. Abisi Erdem bey Basel'de Genel Cerrahi Profesörü, Günay bey ise Zürih'de Fizyoloji Profesörü oldu.[12]

Yaşargil geçmişini şöyle özetlemektedir:

"Ben 6 Temmuz 1925 Lice doğumlu bir Türküm, babam kaymakamdı, Türkiye'de yetiştim. İlk ruhi gıdamı ailemden, komşulardan, okuduğum okullardan, arkadaşlarımdan aldım. Baba tarafından efsanevi Kayıhan aşiretindenim, ana tarafım ise Sinop'tan gelme."[13]

Eğitimi ve akademik kariyeri

[değiştir | kaynağı değiştir]

1943 yılında Ankara Atatürk Lisesi'ndeki lise eğitimini tamamladı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne başladı. Kendisinin ve iki erkek kardeşinin tıp tahsili almasında komşuları ve aile dostları olan nöroloji profesörü Yusuf Şükrü Sarıbaş etkili oldu.[14]

Tıp eğitimine 1944 yılından itibaren iki dönem Almanya'daki Friedrich Schiller Üniversitesi'nde,[15] ardından on dönem Basel Üniversitesi'nde devam etti.[14] 1949 sonbaharında Basel Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Beyin cerrahisi alanında uzmanlaşmaya başlamadan önce, bu alanda uzmanlığın ön şartı olarak üç yıl süreyle başka dallarda çalışması gerekiyordu.[14] Anatomi Enstitüsü'nde beyin anatomisi üzerine Josef Klingler'in yanında çalıştı; ardından 1950-1953 yılları arasında nöroloji-psikiyatriiç hastalıkları ve genel cerrahi asistanlığı yaptı. Ocak 1953'te Zürih Üniversitesi'nde uzmanlık eğitimine başladı. Beyin cerrahisi kliniğinde Hugo Krayenbühl ve Gerhard Weber ve E. Zancler'in yanında uzmanlık eğitimini aldı.[12]

Zürih Üniversitesi Beyin Cerrahisi Kliniği'ndeki çalışması sırasında ilk 12 sene (1953-1965) beyin ve orbita anjiyografisi alanına yoğunlaşıp çok sayıda hastada anjiyografi uygulaması yaptı. 1957-1965 yılları arasında ise stereotaktik teknikle Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozukluklarının tedavisine yönelik ameliyatlar yaptı. Zürih Üniversitesinde Fizyoloji profesörü Oscar Wyss ile ilk defa yüksek-frekanslı koagülasyon (kanama durdurma amaçlı) tekniğini kullandı ve bu teknik sonrasında cerrahi pratiğinde yaygınlaştı.[12]

1965-1966 yıllarında ABD'de Vermont Üniversitesi bünyesindeki hayvan laboratuvarında Raymond Madiford Peardon Donaghy ve ameliyat hemşiresi Jackie Robert'ın yanında mikrovasküler cerrahi (mikroskop eşliğinde yapılan damar ameliyatları) öğrendi ve bu tekniği ilk defa hayvanların beyin damarlarında uyguladı.

1967'de Zürih'e döndü, Ekim 1967'de üç atardamarı tıkalı bir hastaya yeni bir atardamar bağlama operasyonunu ilk kez gerçekleştirdi.[12] Zürih Kliniği'nde mikrovasküler cerrahi tekniğini tüm beyin ve omurilik cerrahisinde kullanmaya başladı. Bu teknik; beynin anevrizmaAVMkavernom gibi damarsal kökenli problemlerinde, beyin-omurilik tümörlerinde ve temporal epilepsi cerrahisinde rutin olarak kullanılır oldu; böylece modern nöroşirürjide yeni bir dönem başladı. Zürih'te kurulan mikrocerrahi laboratuvarı, 1968-1993 yılları arasında tüm dünyadan gelen nöroşirürjiysenlere bir eğitim merkezi haline geldi. Yaşargil bu dönemde mikronöroşirürji üzerinde sekiz kitap yayınladı.[12]

Zürih Üniversitesi Nöroşirürji kliniğindeki şeflik görevinden Ocak 1993'te emekli oldu. O dönem bilim dünyasınca tanınmış bir cerrah olan 68 yaşındaki Yaşargil, İstanbul'dan gelen bir teklifi kabul edip Türkiye'ye dönme hazırlıklarını yaparken yasalara göre bir asker kaçağı[13] olması nedeniyle Türkiye planını gerçekleştiremedi. Bu nedenle 1994'te Yaşargil, Amerika'da Little Rock şehrindeki Arkansas Tıp Bilimleri Üniversitesi'nden gelen teklifi kabul etti. Orada nöroşirürji kliniği şefi Profesör Ossama Al-Mefty ile Amerika'da ilk mikronöroşirürji merkezini geliştirdi. Bu hastanede ameliyatlar yaptı, dersler verdi, yayımlar yaptı, mikronöroşirürji laboratuvarı kurdu ve mikronöroşirürji kursları hazırladı.[16] Ekim 2013'te Arkansas Üniversitesinden emekli oldu.

Yaşargil Kasım 2013'ten sonra Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim dalı kadrosunda yer aldı. 2012'de Azerbaycan'da kurulan Avrasiya Akademiyası adlı uluslararası derneğin kurucu üyelerinden biridir.[17]

Vatandaşlıktan çıkarılması ve geri kabulü

[değiştir | kaynağı değiştir]

27 Mayıs darbesinden sonra askerî yönetimin ülke idaresine el koyması esnasında Yaşargil yurt dışında eğitimine devam etmekteydi. Doçentlik sınavına gireceği günlerde Türkiye'den askerlik vaktinin geldiğine dair celp ulaştı. O sıralar liseden arkadaşı olan Ömer İnönü Gazi Yaşargil'i ziyaret etmişti. Ömer İnönü'den, babası eğitimi bittikten sonra ülkeye döneceğini İsmet İnönü'ye iletmesini istedi. Ancak İsmet İnönü'nün çabaları sonuçsuz kaldı. Darbe yönetiminin oluşturduğu Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Vatansızların taşıdığı "Haymatlos" pasaportuyla yaşamaya başladı.[18]

Turgut Özal döneminde Yaşargil'in yeniden vatandaşlığa alınması için işlemler başlatıldı. Türkiye'ye gelmekten hâlâ çekinen Yaşargil'e pasaportunu dönemin Sanayi Bakanı Şükrü Yürür götürdü. 18 yaşında ayrıldığı ülkesine 45 yıl sonra yeniden dönme imkânına erişti. Ankara'ya dönüşünde çok duygulandığını belirtmiş ve otomobilden inmeyerek 3 saat boyunca otomobille Ankara'yı gezip yıllar içerisinde değişen Ankara'ya ilk kez tanıklık etti. Sonrasında İstanbul'a geçip eski dostu Can Yücel'le buluştu.[18]

Keşifleri

[değiştir | kaynağı değiştir]

Unvanları

[değiştir | kaynağı değiştir]

İntrakraniyal anevrizma ameliyatlarında kullanılan ve adıyla özdeşleşmiş "Yaşargil klip"leri.[20]

Mikrosinir cerrahisinin kurucusu olan Gazi Yaşargil "Beyin ve Sinir Cerrahı" ve "Profesör Doktor" gibi akademik unvanlarının yanında "Yüzyılın Beyin Cerrahı"[5] unvanına sahiptir. Avrupa Nöroşirürji Derneği'nin 19 - 24 Eylül tarihleri arasında düzenlediği kongrede yine aynı derneğin onur madalyasına layık bulunan Yaşargil, bu ödüle hak kazanan ilk Türk olmuştur. Yaşargil'e ödülü, binden fazla beyin cerrahının katıldığı törenle Tivoli Kongre Merkezi'nde verilmiştir.[3][10][21]

Harvey Cushing ile beraber 20. yüzyılın en önemli nöroşirürjisyenlerinden sayılmaktadır.[22][23]

2000 yılında Cumhuriyet gazetesi tarafından son bin yıl içinde Türk tarihinin Atatürk ve İbn Sina gibi 10 Türk büyüğünden biri olarak seçildi.[19]

Özel yaşamı

[değiştir | kaynağı değiştir]

İki kez evlenen Yaşargil'in, ilk evliliğinden Leyla ve Ceylan adında iki kızı ve Can adında oğlu bulunmaktadır. Oğluna, ismi arkadaşı Can Yücel'in hatırası nedeniyle verilmiştir.[10][18]

Eşi Diane'ı bir röportajında şöyle anlatmaktadır:

"Bambaşka bir İngilizdir o. Türkleri sonsuz sever, çok hoşlanır. 8 sene Avrupa Beyin Cerrahisi Hemşireleri'nin şefliğini yaptı, mesleğinde çok başarılıdır. Benim ameliyatlarımda kendi yaratışları vardır, birlikte çok iyi düet yaparız. Ne yazık ki, dünyada hâlâ hemşirenin kıymeti bilinmiyor."[13]

Görüşler

[değiştir | kaynağı değiştir]

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —