Tarih: 15.11.2025 11:27

Ali ve Karabaş’ın Hikayesi

Facebook Twitter Linked-in

Ali ve Karabaş'ın Hikayesi

 

                Bir zamanlar, Anadolu'nun yoksul ama yürekli insanlarla dolu bir köyünde küçük bir çocuk yaşarmış: Ali.

Ali, çok küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmiş, onu büyüten tek kişi yaşlı dedesi Mehmet Dedeymiş.

İkisi, köyün dışındaki eski bir kerpiç evde yaşar, geçimlerini sabahın erken saatlerinde köyden köye süt satarak sağlarlarmış.

Bir gün, karlı bir kış sabahında Ali ve dedesi, yolda yaralı bir köpek bulmuşlar.

Köpek, belli ki kötü insanların elinden kurtulmuş, dayak yemiş, açlıktan bitkin düşmüştü.

Ali'nin yüreği dayanamadı; hemen köpeği kucağına alıp eve götürdüler. Günlerce ona süt, çorba verdiler.

Köpek iyileştiğinde artık evin bir parçası olmuştu.

Ali ona "Karabaş" adını verdi.

O günden sonra, Ali nereye gitse Karabaş da onunla gitti.

Birlikte sabahın ayazında yola çıkıyor, süt bidonlarını köye taşıyorlardı.

Karabaş, Ali'nin hem arkadaşı hem koruyucusuydu.

Köydeki herkes bu bağlılığa hayranlıkla bakardı.

Ama kader, Ali'nin yüzüne yine gülmedi.

Bir gün Mehmet Dede hastalandı ve soğuk bir kış gecesi Ali'nin ellerinin arasında son nefesini verdi.

Artık Ali yapayalnızdı. Ne evi vardı, ne bir lokma ekmeği.

Karabaş dışında kimsesi kalmamıştı.

Ali, köyün cami avlusunda, dedesinin sık sık dua ettiği o sessiz yerde oturup gökyüzüne baktı.

Köydeki zenginler onu yanlarına almak istemediler, çünkü yoksulluk bulaşıcıymış gibi korktular.

Ama Ali kimseye sitem etmedi, sadece "Bir gün herkes kalbinde taşıdığı iyilik kadar zengin olacak" dedi sessizce.

Köyün büyük camisinde o gece kandiller yanacak, insanlar dualar edecekti.

Ali, dedesinin hep görmek istediği o caminin içindeki eski hattatın Kur'an levhalarını görmek için oraya gitmeye karar verdi.

Caminin kapısından içeri girdiğinde, avludaki rüzgar bir an durdu sanki.

Ali, Karabaş'ın başını okşadı, "Gel dostum," dedi, "Dede'nin görmek istediği yeri beraber görelim."

Sabaha karşı caminin bekçisi içeri girdiğinde, mihrap önünde küçük bir çocukla köpeği buldu.

İkisi de donmuştu.

Ama yüzlerinde huzurlu bir gülümseme vardı; sanki yıllardır aradıkları sıcaklığı sonunda bulmuşlardı.

Köylüler o günü hiç unutmadı.

Ali ve Karabaş'ı caminin bahçesine, yan yana defnettiler.

Yıllar sonra, köyün çocukları oradan geçerken "Burası dostluğun mezarı değil, sadakatin sembolü" derdi.

Ve hâlâ o köyde, rüzgarın hafif estiği gecelerde,

bir çocuğun fısıltısı duyulurmuş:

"Karabaş, hadi sütleri satalım… Gün doğuyor."

 

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —